22 Aralık 2012 Cumartesi

Güç Belâ, Osmanlı

Bir ülkenin egemenleri siyasi söylemlerinde demokrasiyi ne kadar çok anıyorsa o ülkede en temel haklar o kadar çok gasp ediliyordur. İktidar sahipleri özgürlüğü ne kadar çok parlatıyorsa esaret o kadar çok yayılıyordur. Ekonomik büyüme ne kadar çok övülüyorsa eşitsizlik o kadar çok artıyordur. İktidardakiler adaleti tesis ettiklerinden ne kadar çok bahsediyorsa, hukuk o kadar çok çiğneniyordur. Ve geçmiş ne kadar çok yüceltiliyorsa bugün o kadar çok kaybediliyordur.

Bir süredir geçmiş bombardımanı altında yaşıyoruz: Tarih, kurmaca diziler üzerinden tartışılıyor ve yazılıyor; ecdat gerçekliğe sığmayacak ölçüde şişiriliyor; övgüler düzülen saltanatın tuğraları her yere takılabilen aksesuarlara dönüşüyor.

Anlaşılan o ki siyasetin gündeminde kendisine merkezi bir yer bulan geçmiş toplumsal hayatta da bir yerlere dokunuyor. Politik bir hedef olduğu kadar ideolojik bir seslenme olan Osmanlı, günümüze dair sıkıntıların ve arayışların bir alameti olarak düşünce dünyalarını meşgul ediyor.

Aslında Osmanlı’nın egemen ideolojide ve sağ siyasette geçmişten bu yana önemli bir yeri var. Özal’ın Türki Cumhuriyetler hayallerinde, Türkeş’in milliyetçi ve muhafazakar tasavvurunda, Demirel’in yaslandığı devletlu gelenekte açık ya da örtük bir Osmanlı göndermesi bulmak mümkün. Hatta Türkiye’de bu göndermeye yaslanmayan bir sağ siyasetin var olamayacağı da söylenebilir.

Egemen söylemin Osmanlısı yüceltilmiş bir imgedir ve Osmanlı’nın tarihsel özelliklerden sadece bazılarını içerir. Bu imgede temel olarak güç ile ilişkili göndermeler yer alır: Fetihler, üç kıtaya yayılan topraklar, düşmanı inleten kudret, tuvaleti bile bilmeyen Avrupa’ya götürülen medeniyet gibi. Osmanlı’ya ait diğer tarihsel özellikler ise yadsınır. Önlenemeyen çöküş, hasta adamlık, kaderinin paylaşım masalarında belirlenmesi, tebaanın homurtuları gibi gücün tutarlılığını bozan özellikler itikadından şaşan devlet adamlarının hatası ve dış mihrakların oyunu olarak görülür.

Güçlü Osmanlı imgesi, egemen sınıfın endişe ve korkularını yatıştırıcı bir işlev görür. Emperyalist çekişmelerin getirdiği belirsizliklerden, ulusal ayaklanmalardan, sınıf mücadelesinin önlenemeyen varlığından ibaret gerçek karşısında güçlü Osmanlı sığınılacak güçlü bir fantezidir. Dışarıdaki (sürekli yatıştırılması gereken aç gözlü ağabeyler) ve içerideki (Ermeniler, Kürtler, Yahudiler komünistler vb.) tekinsizliklere karşı yatıştırıcı etkisi vardır. Bu nedenle cumhuriyetin siyasi ve toplumsal değişimlerine rağmen egemen ideolojide kısa sürede kendisine merkezi bir alan açılır.

Osmanlı’nın Muhteşem Dönüşü
Günümüzde ise bu imgenin egemen ideolojideki konumunda ve anlamında bir değişim söz konusu. Siyasette nasıl yeni bir Osmanlıcılık mümkünse ideolojide de Osmanlı imgesinin yeni yönleriyle karşı karşıyayız. Osmanlı artık sadece iç ve dış tehditler, güçsüzlük ve güvende olmama için sığınılan bir fanteziden ibaret değil. Egemen sınıfın Osmanlı imgesi, yüzyıllardır dinmeyen tehditlerin atlatıldığını tescil etmek üzere yeniden biçimlenmektedir.

Ancak Osmanlı imgesinin bir tek egemen sınıfın tedirginliklerini yatıştırdığını düşünmek yetersiz kalır ve farklı toplumsal kesimlerde karşıladığı bilinçdışı ihtiyaçların atlanmasına neden olur. Geçmişin bugünü hangi güncel ihtiyaçlar üzerinden etkilediğini anlayabilmek için diğer toplumsal kesimlere de bakmak gerekiyor. Keza gündelik hayatta (tuğralı tablolardan amblemli fotoğraf ve dövmelere) ve kültürde (televizyon dizilerinden romanlara) geçmişin ısrarla yer almasının bazı toplumsal anlamları da olmalı.

Yüce Osmanlı imgesi, geniş toplumsal kesimlerin üretim ilişkilerinin tarihsel ve güncel hallerinden kaynaklanan incinmişlikleri de onarmaktadır. İdeolojik bir fantezi olarak bu şanlı ve kudretli geçmiş, toplumsal bilinçdışında biriken kayıplara karşı güçlü ve koruyucu bir kendilik nesnesi işlevi görmektedir. Savaşlardan, göçlerden, katliamlardan, itilmelerden, hor görülmelerden oluşan bir geçmiş yadsınmakta ve yerini koruyucu, kollayıcı, kudretli bir geçmiş almaktadır.

Burada, sadece geçmişi onaran, geçmişe dair endişeleri yatıştıran bir süreç de işlemiyor. Osmanlı imgesi aynı zamanda güncel etkileri ile de işbaşında. Türkiye’de sınıfsal konumlarda hızlı bir değişim yaşanıyor. Kırsalda yaşayanlar mülksüzleşirken kentlerde yaşayanlar da bin bir çabayla elde ettikleri vasıflarının kıymetsizleşmesini izliyorlar.

Osmanlı imgesinin toplumsal kesimlerde seslendiği güncel yer, üretim sürecinde ortaya çıkarak tüm topluma yayılan değersizleşmenin, kıymetsizleşmenin, belirsizliğin kendisidir. Bu güçlü imge hem tarihsel yaralardan (şanlı ve yüce geçmişin kaybı) hem de güncel dertlerden (hızlı vasıfsızlaşma ve toplumsal konumun sürekli olarak erime tehdidi altında olması) köken alan örselenmelerin en azından ertelenmesini sağlamaktadır.

Osmanlı imgesinde beliren yeni yönler ise bu avunmayı sıkıca sarıp sarmalıyor. Keza yeni Osmanlı, gücünü tescil etmek için mazlumlara yardım etmeyi, zalimlerin korkusu olmayı, gerektiğinde acı çeken kardeşlerin imdadına koşmayı içermektedir. Gücün kendini test ettiği bu tescil işlemleri, geniş toplumsal kesimlerde yardıma muhtaç Öteki’nin üzerinden haz almayı da sağlamaktadır. Yardıma muhtaç Öteki, güçlü Osmanlı’nın ve farklı toplumsal kesimlerin tarihsel ve güncel tehlikelerden yırttıklarının onaylanmasıdır.

Zaten güvencesizliğin ve belirsizliğin arttığı, dayanışma ağlarının çözüldüğü, daha yalnız yaşanan ve gözden çıkarılma tehdidinin sürekli ensede hissedildiği bir Türkiye’de en iyisi bu haz verici gücün parçası olmaktır. Bu anlamda Osmanlı saltanatı, saltanat imgesi ve fantezisi bir tek egemenlerin değil ezilen toplumsal kesimlerin de bilinçdışı ihtiyaçlarını karşılamaktadır.

Egemenler için gücün kendini tesis etmesi anlamına gelen bu tescil süreci Türkiye için belaların kapısını da aralamaktadır. Egemenler ve toplumun önemli bir kesimi çeşitli nedenlerle güvenemedikleri bir dünyada kendilerini güç bela Osmanlı fantezisine atmış olsalar da ecdatları gibi aynı hataya düşmekten de kurtulamıyorlar: Kapitalizm denen tek dişi kalmış canavar dur durak bilmez ve ilkinde trajedi denebilecek hata ikincisinde mutlaka güldürü olur.

soL Bakış, 22.12.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder