4 Mart 2017 Cumartesi

Denk gelişler, kavuşmalar ve vedalaşmalar


Trendeyim. Tire’ye giden trende. Yağmur yağıyor dışarıda.

Hayat böyle işte. Denk gelişler, kavuşmalar ve vedalaşmalar var içinde. Ve tüm bunlar, biraz da ihtimaller uygunsa mümkün olabiliyor. İnsan bir ihtimal denk geliyor, bir ihtimal kavuşuyor ve bir ihtimal vedalaşıyor. Hatta çoğu zaman vedalaşmak mümkün olmuyor. Zamansız, hazırlıksız bir ayrılık giriyor araya.


Trendeyim. Tire’ye giden trende. Yağmur yağıyor, ben vedalaşmaya giderken…

İstasyona giderken aklıma No Suprises düşmüş. Bir Radiohead şarkısı, 90lardan. Öylece çıkıp gelmiş şarkı, Basmane garına yaklaşırken ben. Sanki bir filmin fon müziği. Henüz çekilmemiş bir filmin. Dönüp duruyor aklımda.

Gar pek kalabalık değil. Ne ayrılanlar var ne de kavuşanlar. İnsanlar, sakin bekleyişler, anonslar, telaşlı yürüyüşler var sadece. O kadar. Bir pencere kenarına geçiyorum. İnsanlardan uzak. Açıyorum şarkıyı, başlıyorum dinlemeye.

26 Şubat 2017 Pazar

Şişirilmiş ben çağında sanal âlem ve kürk-kitaplar


Benliğin önüne kırmızı halılar serildiği bir kesitten geçiyoruz. Bireyler tüketme ve daha çok tüketme çağrısı içinde yüzüyor. Bir anlamda ben şişiriliyor; tıpkı şişirilen gıdalar, şişirilen bedenler, şişirilen hayatlar gibi! Tabii ki bundan okuyucunun edebiyat ve kitaplarla olan ilişkisi de kendi payını alıyor.

Kitapların bestsellerlaştığı, market raflarında kamyon tekerlerinin hemen ardında yer aldığı bir iklim bu. Hâl böyle olunca, yani edebiyat piyasanın malı olunca okuyucu da kendine kürk seçen rükuş tüketiciye dönüştürülüyor.

Eee, kürk de görünmek ve daha çok gösterilmek istiyor. Gerçeklik bambaşka olsa da şişirilmiş benlik, şişirilmiş okuyucu kitap-kürküyle görünmek istiyor.

İşte sanal dünya adı verilen çeşitli paylaşım platformaları bu görünme ihtiyacının en uygun habitatı. Okunmasa bile kahve fincanı yanında paylaşılan kitaplar süslüyor profil sayfalarını. Copy-paste yöntemiyle çıkarılan dergiler hep aynı kürkü satıyor, hep aynı kürk yazıyor bütün dergilerde. Mesele kürk olunca tabii ki sanal dünyanın en çok ilgi çeken kitabı da Kürk Mantolu Madonna oluyor. Tarihin cilvesi diyelim ama bu kürkkitabın adı bile sözkonusu histriyonik görünme için cazibe doludur. Bu nedenle haftalardır en çok satanlar listesinin açık ara birincisi olduğuna şaşırmamak gerekir. 

Kürk Mantolu Madonna artık bir roman değildir, bir kürktür sanal dünyada. Ve son yirmi yılın Türkiye edebiyatı da yönelimleriyle bu kürkleşmeyi fazlasıyla beslemiş ve de haketmiştir.

İzmir NHKM Edebiyat Günleri'nin son gününde Endam Köybaşı'yla birlikte şişirilmiş benlik çağında sanal dünya ve edebiyat ilişkisine psikopolitiğin hanesinden bakacağız.
26 Şubat Pazar, saat 16:00'da.

20 Şubat 2017 Pazartesi

Önce kediler ve köpekler


Belli! İyi bir şeylere ihtiyacı var insanların,
tarihin ve de ülkenin.

Mesela “Gözün aydın, gözümüz aydın!” denmesine ihtiyaç var.
Ya da “Meraklanma, çok çekmedi. Kurtuldu sonunda!” denmesine.
Ama sanırım en çok “Yok canım; öyle uzun boylu değil işte. Bitti, gitti! Haydi içini ferah tut sen!” sözlerini duymaya ihtiyaç var.
Kim bilir belki de birisinin “Müjdemi isterim!” diye açık kapıdan kafasını uzatmasına
ve sevinçle içeriye dalmasına ihtiyaç var.

Belli! İyi bir şeylere ihtiyacı var insanların
ve de kedilerin.

Mesela “Ne atılması oğlum! Geride kaldı o işler” diye ferah bir pencere önünde sigara tüttürmeye ihtiyaç var.
Ya da tüm telaşların geride kalmasına ve bir göl kenarında çimenlere uzanıp baharın tadını çıkarmaya ihtiyaç var.
Ama hepsinden önce şöyle hiç korkmadan geniş geniş konuşabilmeye ihtiyaç var.
Kim bilir, belki de birisinin dost eline ihtiyaç var.
Ve “Buraya kadardı işte. Artık sıkıntı yok!” diye haber getirmesine.