18 Ağustos 2014 Pazartesi

Öyküler yazıyordu, okuru olmayan

Sanırım O'nu yakından tanıyan kimse yoktu. Hakkında bildiklerimiz söylentilerden ibaretti, o da bir elin parmakları kadardı. Bir söylentiye göre gençliğinde uzun yıllar kitapçılık yapmıştı. Eski kitap alıp satmış ve kazandığı parayı o zaman da şaraba ve kitaba yatırmıştı. Ve yine aynı söylentiye göre bir zaman sonra aniden her şeyi bırakıp gitmişti. Güneyde bir koyda derme çatma bir kulübeye sığınmıştı. İnsanlardan uzak epey bir zaman geçirmişti o koyda. Öyle apansız, kitaplarını, hayatını bırakıp gitmesine dair de yine muhtelif rivayetler varmış o zamanlar. Bir tanesine göre bir hayale kapılmış; aşık olmuş diyelim. Hayalin peşine düşmüş ya da kaçmış o hayalden. Kimisi bunu çok kitap okumaya, çoğunluk ise şaraba bağlamış. Bir diğerine göre ise her hangi bir ilişki içinde olmaktan, örneğin kitaplar hakkında konuşmaktan - ki en çok neşelendiği anlar kitaplar hakkında konuşulduğu zamanlar, anlarmış - sıkılmış. Konuşmaktan, dinlemekten, selam verilmesinden, halinin sorulmasından, ayılmaktan, ayık olmaktan ve katlanmaktan sıkılmış. Her şeyi bırakıp gitmiş. Bir sonbahar sabahıymış ve şehrin bulvarları kurumuş yapraklarla doluymuş.

Hiç habersiz terkettiği şehre yine bir sonbahar akşamı geri dönmüş. Şehrin bulvarları kurumuş yapraklarla ve O'nu çoktan unutmuş, hiç tanımamış, zaten hiç tanımayacakmış olan insanlarla doluymuş. Geri dönmüş ve bu apartmanın en alt katına yerleşmiş.

[Kings of Convenience - My Ship Isn't Pretty]

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Keaton Henson'ın Romantik İşleri

Bir nehirde bulmuşlar seni. Oralara nasıl gittiğini kimse bilmiyor. En son neler yaptığını, neler düşündüğünü... Kimse bir şey bilmiyor sanki senin hakkında.

Nehrin dalgalarına nasıl kapılıp gittin? Suya gömülürken aklından neler geçiyordu? Işıklar vuruyor muydu aşağılara, derinlere?

Seni buldukları yerin yukarısında bir köprü varmış, artık pek kullanılmayan. Oradan mı? Oradan mı daldın karanlığa, ulaşılmazlığa, sorulara? Dingin bir kayıtsızlıkla teslim mi oluverdin? Nefesin tükenir ve gözlerin, dünyan, sen kararırken ne yapıyordun? Çırpındın mı? Ağladın mı, suyun içinde? Hareketsiz, kımıltısız bekledin mi? Ceketin bir dal parçasına mı takıldı? Kolların çamura mı saplandı? Nasıl oldu da gittin oralara?

Bir nehir kıyısında bulmuşlar seni, uyanışı olmayan derin bir uykuda.

[Bu metin Keaton Henson'ın Romantic Works albümünde yer alan Healah Dancing etkisi altında yazılmıştır.]

7 Ağustos 2014 Perşembe

Caz Yeşilinden Yeşil Caza: Yeni Sermayenin Sanatla İmtihanı

Dönüp dolaşıp gelecekleri yerdeler artık. Yıllarca hem nefret ettiler hem de onların olduğu yerde olmayı istediler. Ve şimdi oradalar.

Örneğin İstanbul kitap fuarında parayı basıp gazeteleri için açtıkları “yeni ve kaliteli” standı “sanki küçük çaplı bir Hyde Park” olarak tarifliyorlar (E. Dumanlı, Zaman, 09.11.2009). Kendi okuyucusu değil ama diğerleri, benzemek istedikleri, yerine geçmek istediği kişiler bilsin istiyorlar, kendilerinin de dünyanın emperyal merkezlerindeki nadide parkları bildiğini, gezdiğini, gördüğünü.

Hyde Park’larını sevsinler. Gösteriş istiyorlar. Görünmek istiyorlar. Onlar gibi olmak istiyorlar. Alkol kullanmayan, ağzına ülkenin stratejik önemini, milli değerleri evrensel değerlerle buluşturmayı ve hoşgörüyü dolamış, kozmopolitlikte sınır tanımayan yeni sürüm Koçlar, Sabancılar, Şahenkler olmak istiyorlar.