19 Ağustos 2015 Çarşamba

Kötü bir yazı

İki haftada bir, içten, insana dokunan, etkili ve çeşitli durumlara, öncelikle de psikiyatriye uzanan yazılar yazıyorum. ‘İyi’ yazılar yazmaya çalışıyorum, ardı arkası kesilmeyen bir sürü ‘kötü’ durum için. Ama bu hafta aklımdan ‘iyi’ bir yazı, ne yazık ki çıkmadı, çıkamadı. Öfke, üzüntü, acı engel oldu. Birçok şeye karşı öfkeli ve bir çok insan için acılıyım.

Bu nedenle sadece bazı gözlemlerimi not almaya karar verdim; gözlemin duygusuzluğuna sığınarak. ‘Büyük siyaset’e girmeden ama her olayın ancak ve ancak büyük siyasetin içinde anlamını bulabileceğini de akılda tutarak.

Gözlemlerim ise daha çok tavırlar, duygular, söylenenler ve de yazılanlara dair. Öncelikle en azından toplumun bir kesiminde bir ‘zihin değişimi’ olduğunu düşündüm. Bu değişimde ana akım medyanın ve siyasi iktidarın da etkisi var ama yine de toplumsal olaylar, durumlar karşısında gittikçe daha görünür hale gelen baskın bir “ruh hali” var.

Çok değil, şurada 10 yıl önce öğrenciler, örgütlü insanlar, hakkını arayanlar, sükuneti bozanlar dövüldüğü, öldürüldüğü ya da başlarına işkence dahil türlü acımasızlıklar geldiği zaman, baskın ya da ortalama tepki “hak etmişlerdir” olurdu.

Görünen o ki bu tepki değişmişe benziyor. İnsanlar, ‘olağan koşullarda’ örgütlülükleri, siyasi aidiyetleri, düşünceleri, yaptıkları eylem ve etkinlikleri sorgulanacak kişileri sahiplenebiliyorlar, onlara üzülüyorlar ve hikayelerini çok da uzak bulmuyorlar. Toplumun önemli bir kesimi için en azından bir takım düşünceler, etkinlikler korkulacak, uzak durulacak durumlar değil artık. Artık kolayca ‘hak etmişlerdir’ denemiyor.

13 Ağustos 2015 Perşembe

Villagers of Ioannina City

A few weeks ago, while a mediocre melodrama was being staged in Greece (actually in whole Europe), I searched for any music reflecting possible rage and confusion of Greek society. Besides several old and new politically oriented sounds, the unique recipe of a band from the northern Greece was the most euphonious one: Villagers of Ioannina City.

Their debut album Riza is one of the most interesting albums that easily overcomes the tricky business of blending different genres. Sounds of stone rock, post-rock, psychedelic rock, local Greek folk music form the unique atmosphere of their work but the outcome is much more than all.

The band originates from the north-western city of Greece, Ionnina (not surprisingly). Probably the mountainous geography of the region was hand in hand with deep sociopolitical turmoil of Greece while members were blowing their feelings into their music. In addition, almost three century-long occupation of the region by the Ottoman Empire must be noted, probably which led to hybridization of Balkan, Greek and Anatolian sounds. Traces of such a historical hybridization can be easily been heard in their album.

31 Temmuz 2015 Cuma

Nazi Almanyası'nda şizofreni neden ve nasıl azaldı?

İkinci Dünya Savaşı’nın üzerinden neredeyse yetmiş yıl geçti. Ama tartışmalar ara ara hâlâ devam ediyor. Özelikle anti-komünist propagandanın malzemesi olarak yeniden ve yeniden gündeme girebiliyor bu büyük trajedi. En son, ülkesinde pek sevilmeyen Polonya Cumhurbaşkanı’nın uçak kazasında ölümü sonrası tarih yeniden masaya kondu ve yeniden yazılmaya çalışıldı.

Ocak 2010 tarihli Schizophrenia Bulletin dergisinde sessiz sedasız bir makale yayınlandı [*]. E. Fuller Torrey ve Robert H. Yolken imzalarını taşıyan makale savaşın ve Nazi zihniyetinin gözlerden uzak kalan bir yanına dikkat çekiyordu.

Nazi yönetiminin Avrupa Yahudilerini sistematik bir biçimde ortadan kaldırma çabaları iyi bilinmektedir. Ancak Naziler toplumlarını saf hale getirmek, düzeltmek adına bir tek Yahudilerden kurtulmaya çalışmamıştı. Nazi saldırganlığı ve katliamı, devrimcilerden Çingenelere, direnişçilerden eşcinsellere kadar farklı kesimlere uzanmaktaydı. Nazilere göre ise hepsinin ortak bir noktası vardı: Toplumu bozmaktaydılar. Nazilerin toplumu bozan bir toplam olarak gördükleri bir diğer kesim ise kronik akıl sağlığı sorunu yaşayan kişilerden oluşmaktaydı. İşte söz konusu makale Nazilerde tarafından katledilen bu kesime dair ilk kez yayınlanan bir bilimsel çalışma olarak önem taşımaktadır.

Çünkü Nazi yönetimi kronik akıl hastalığı olan kişileri (yazarlar şizofreni hastalarına odaklanmakla birlikte bu kesim zekâ özürlüleri, şizofreniye benzeyen belirtiler gösteren diğer psikotik bozukluk hastalarını da kapsamakta) 1934 ile 1945 arasında oldukça sistemli bir biçimde kısırlaştırdı ya da öldürdü.