7 Ocak 2017 Cumartesi

Cinnetin ve cennetin kıyısında

Aklı başında her insan gibi cennetin kıyısında olmadığımızın farkındayım. Ama işte, hani şu meşhur “cennet vatanımız” vardı ya… Cinnet ağırlık kazandıkça işte o mazide hoş bir anıya dönüşüyor ve ufuktan siliniyor.

Koca bir ülke, koca bir toplum güncel cinnet ve mazideki cennet arasında sıkışıp kalmış durumda. “Hani nereden bakarsanız bakın 80ler, 90lar bile iyiydi şu günlerden!” diyor o günleri yaşayanlar.

Ama koca bir ömrü bırakın, şu son bir hafta bile yeter cinnet ve cennet arasındaki sıkışmışlık için. Saldırı, linç, patlama ve korku gırla gitti geçtiğimiz günlerde. Ve bir saat on beş dakika sürdü 2016’dan kurtulmanın histerik sevinci. Cinnet hemen geldi dayandı kapıya.

Sonrası ise malum. Doludizgin gidiyoruz, derin bir taraflaşmanın etrafında. Adresi belirsiz bir öfke, serseri mayın misali sokaklarda kol geziyor sanki. Sanki ansızın bir infilak olacak içimizde. Hatta eminiz de fırtına ne zaman kopacak onu kestiremiyoruz.

Bazı psikiyatrik tablolarda şaşırtıcı bir yan vardır: Uzun yıllar onca acıya, olaya, duruma rağmen kişi ciddi bir sıkıntı yaşamaz. İşler sanki yolunda gider. Sonra bir şey olur, ufak bir şey. Önemsiz bir eşya kaybolur, uzak bir tanıdık kaybedilir ya da öncekilerle kıyaslandığında lafı bile edilmeyecek bir şey olur işte. Ve sonrasında her şey birden çöker.

1 Ocak 2017 Pazar

Let me ask you the question: Aren't we all guilty?


I am in a state of deep emotion,
you can imagine, I am confused.
I am bewildered and shocked.
Yet I must pull myself together.

Though right now all I can say is that
I share in this broken-hearted mother's misery
in a mother's never-ending mourning and sorrow
is the grief of losing the one who is dearest to our hearts.

This tragic event weighs us all down with sadness.
I don't think there's anyone who would disagree with me.

And now the hardest thing is
with our teeth clenched, to get our minds over the heartbreak,
to defy our tears when our voices fail us.

For, and I would like to call your attention to this:
Before the police start investigating, nothing can be more important for us
than to reconstruct
the shocking events,
which led to the terrible death of an innocent child.

You'd better expect the inspectors from town
to come and make us responsible for this terrible event.

Yes, my friends, they're going to ask us.

31 Aralık 2016 Cumartesi

T'yi beklerken

Ne yıldı ama!

Hâlbuki bir meydan okumayla başlamıştı yeni yıl. Kış güneşi belli belirsiz vururken mutfak tezgâhına Kaan Tangöze’yle birlikte yıkamıştı maydanozları akşamüstleri. Ve maydanoz yaprakları arasına saklanmış şarkılar vardı, Gölge Etme'nin içinde. “Senin de bir çocuğun varsa bende tam iki tane var” diyen. Ve icabında mahpus yatmayı da göze alan.

Sanki ölüm kalım yılıydı o yıl. Çok ölüm, çok vedalaşma vardı. Bir kaybın, bir ayrılığın, bir vedanın ardından nasıl hayatta kalınır diye sık sık sormuştu kendi kendine. Genellikle yazmayı tercih ederdi böyle zamanlarda. Yoksa nasıl geçerdi ki zaman!

Kendini harflerle onaranların yanı sıra bir de sevdiklerinin ardından şarkılar yazanlar, kendilerini şarkılarla onaranlar vardı. Mesela o yıl Avishai Cohen’in babası için yazdığı şarkıları çok dinlemişti. Yasını Sessizliğin İçine üflüyordu Cohen. Pek bir yakın gelmişti trompetindeki keder ve hasret.

Bir de Nick Cave, oğlunun ardından şarkılar yazmıştı o yıl. Ne talihsizlik! Ne talihsizlik! Körpe bir oğul… Nasıl kaybedilebilirdi ki! Nasıl katlanılırdı o kayba?

Garip! Önceden böyle şeyler düşünmezdi; ve hatta itiraf etmeliydi ki geleceğin uzak ve varılmazmış gibi göründüğü o genç günlerde, bu tür kayıpların ardından insanları, onların keder dolu hallerini anlayamazdı. Bir tuhaf bulurdu kaybın ardından çekilen acıyı. Şimdi ise… “Ah Mürekkep Kral!” dedi içinden. Nasıl da karalar bağlamıştı şarkılarını söylerken.