13 Temmuz 2018 Cuma

Hayat


Üçkuyulara gelmiştim, eve doğalgaz bağlatmak için. Meydandan abonelik merkezine yürürken cadde üzerinde ansızın bir pub gördüm; yollukların, ucuz tekstil ürünlerinin, kuyumcuların, temizlik ürünlerinin arasında. Bir pub diyeceksiniz de öyle özel bir yerde değil de gündelik hayatın içinde, yol üstünde rastlamak sürreal geldi bana. İyi geldi. Biraz serinlemek, bir bira içmek için şehrin "özel" bir bölgesine gitmek zorunda olmamak, yol üstünde denk gelmek, bir bluz gibi hayatın sıradan bir parçasıymışcasına denk gelmek iyi geldi. 

Aboneliği hallettim ve gelip bir 33lük söyledim kendime. Yanda, boyacılar vardiya bitmiş aletlerini topluyordu. Pubın hemen önünde ise yaşlıca bir kadın. Kaldırımda kazıkazan satıyordu. Siyah etek, siyah uzun kollu bir triko üstünde, başında ise siyah bir örtü. Ben bunları yazarken yavaş yavaş toplandı. Kazıkazanları yanındaki tekerlekli valize koydu. Sonra ayakları kırılan masasını topladı. Ve tam da ben bunları yazarken bir eliyle masayı kavradı. Öbür eliyle de valizi çekerek önümden geçti gitti. Hayat...

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Domenico Lusardo


Çok kolaylıkla aksi iddia edebilir ama Avrupa ana akım düşünce dünyasının dışında kalabilmiş, hatta tam da bu düşünce düzenine, bu görkemli, salonlu, saraylı, beyefendi, çok bilmiş, kendinden emin, presentabl düşünce dünyasına, iklimine kendini kaptırmamış, o düşünce dünyasını karşısına alabilmiş çok az isim vardır. Bir çok isim için tam da aksi düşünülse de yani bilindik bir çok "muhalif" isim bu düşünce ikliminin karşısında, dışında olarak kabul edilse de sonuç çoğu zaman tam tersidir: Düzen bu düşünürler üzerinden de kendini ayakta tutar. Kimse "istenmeyen çocuk" ilan edilmeyi, aforoz edilmeyi göze alamaz. Hele baştan çıkarıcı, iç gıdıklayıcı bir çok cazip olanağın ortalıklarda dolaştığı günümüz dünyasında kurulu düzene karşı gelebilmek öyle pek rastlanır bir durum değildir.

İşte Domenico Lusardo, düzenin baştan çıkarıcılığına kapılmayan ender isimlerden bir tanesiydi. Bir İtalyan'dı ve İtalyan toprağının her tür özelliğini de taşıyordu düşüncelerinde: Sivri, aykırı ve çok parlak. Ama bir yandan da dağınık, sert ve gerçekçi. Gramsci'den bu yana öyle değil mi İtalyan düşünce dünyası? Sert ama gerçekçi. Bu anlamda Lusardo, Benedetto Croce, Vilfredo Pareto, Antonio Labriola, Sebastiano Timpanaro gibi, İtalyan düşünce dünyasının Marksizme hediye ettiği (ya da musallat ettiği) sıra dışı isimler arasında sayılabilir. Ama bir farkla: Hayatının neredeyse tamamına damga vuran tüm anti-komünist histeriye kafa tutmuş bir isim olarak.

3 Mayıs 2018 Perşembe

Öte mazi

- Ne zaman öleceksin?
- Kim bilir!
- Yağmur yağacak sanki.
- Hiç sanmıyorum.
- Neden öyle diyorsun ki?
- Gelecek uzun sürer.
- Geçmiş hep eksik kalır.
- Kim bilir!
- İyi de bunların hepsi geride kaldı.
- Uğraşmak fuzuli.
- Olsun, arkadaşlar iyidir.
- Hoşça kal.
- Olur, sen de.