23 Şubat 2015 Pazartesi

Dolmuş

Bazı kelimeler var, daha duyar duymaz kıllandığım; akreditasyon gibi, standardizasyon gibi, vizyon-misyon gibi. Birileri bizleri ayaküstü kandırırken bunun cafcaflı kılıfı oldukları için Hatta bu kelimeleri bir sunumda, kurumsal bir tanıtım toplantısında falan kullanan kişilere de hem kıllanır hem de hayret ederim; bir suça ortak olduklarının farkında olmayı bırakın tam tersine müthiş bir buluşu tevazu gösterip bizlere bahşettikleri havası içinde oldukları için. İşte daha duyar duymaz kıllandığım o kelimelerden bir tanesi de inovasyondur.

Türkçesi “yenilenmek” demek. Daha doğrusu yeni fikirler, yeni yöntemler, yeni ürünler aracılığıyla varolan bir şeyin (eskinin) değişmesi demek. Hal böyle olunca, eskinin kötülenmesi ve yeninin sorgusuz sualsiz parlatılması gereken her yerde boy gösteriyor inovasyon: Siyasette inovasyon, yazılımda inovasyon, hastane hizmetlerinde inovasyon vb. Hakikaten bildiğimiz gibi değil, keza inovasyon kısırlaşan her şeyin kurtarıcısı gibi sunuluyor, öyle olması arzu ediliyor. Üşenmedim, internette bakındım; üniversitesinden derneklerine kadar herkes inovasyon günleri düzenliyor. Herkes yeninin peşinde… Yeni Türkiye’nin, yeni siyasetin… Neyse…

9 Şubat 2015 Pazartesi

“Everything little little…”


Tüm bu yaşananlar sırasında anladım ki hep yöntemin peşinde olmuşum. Bütünlüklü, kapsayıcı, köktenci, derinlikli, açıklayıcı ve yeni kapılar açan bir yöntemin.

Bütünlüklü, köktenci bir yöntem açık olamaz!” dediğini duyar gibi oluyorum. Haklı da olabilirsin. Ama teorinin kendisini tartışmaya girmek istemiyorum şimdi. Velhasıl teorinin kendisine dair tartışmalar biraz zor gelir bana. Ama söyleyeyim, Althusser yüzünden. Daha doğrusu Lenin ve Felsefe’si yüzünden. Çünkü teorinin kendisi üzerine tartışmanın aslında yüzeyde gezinmek olduğunu düşünmüşümdür. Bedenin kendisiyle değil de gölgesiyle uğraşmak, gölgeden bedene dair bir kestirimde bulunmaya çalışmak gibi gelmiştir bana. Hâlbuki sanırım hep bedenin kendisine ulaşmayı tercih ettim. Derinlik aradım.

İşte bu nedenle, farkettim ki örneğin mesleki felsefemde, yani psikiyatri felsefesinde bilişsel-davranışçı kurama yakın hissedemedim kendimi. Arkasında bir felsefe, bir gövde yoktur diyemem, vardır. Ama bilişsel-davranışçı kuramın insan davranışlarını, bilişini ve duygularını anlamaya çalışırken yüzeyde kaldığını, derine inemediğini, bütünlüklü, açıklayıcı bir arkaplana sahip olamadığını düşündüm. Neye göre? Psikanalize göre… Psikanaliz bana göre psikiyatrinin hâlâ ve hâlâ temel felsefesi, temel gövdesidir. Onca karmaşaya rağmen. Istırap çeken ve çeşitli belirtiler (semptom) yaşayan insanı anlamanın bütünlüklü ve derinliği olan, çözümleyici yoludur.

Bütünlüklü olma ve derinlik arayışımın karşılığı bir tek psikanaliz mi? Değil. Daha öncesi var. Tarihi ve toplumsalı anlamanın bütünlüklü yolu da Marksizmden geçiyor gibi geldi bana hep.

5 Aralık 2014 Cuma

Routines, turning points and pearls

Life is full of routines, duties, “must do” things. Besides these, there are others - love, joy, sorrow, despair and fear, which are quite few and far between when compared to the routine flow of life. And besides routines and such few exceptions, there are tiny breaking points, turning points in life, such that after a while, at some certain point when you gaze back at your past, you realise that this turning point changed the direction of your life and took you somewhere that you had never dreamed before, that you were unable to predict or even think of.
I deeply appreciate that one morning in the spring of 2006 was one of these few turning points of my life. On that morning, Prof. Dr. Hayriye Elbi, to whom I will be grateful for all my life, invited me to her office in the Department of Psychiatry in Ege University. I was a second year resident in Psychiatry and she was head of the Department. I can still remember what she asked me in front of the open window from where you could see the first blossoms of April. She asked me, while passing me the official letter, whether I would like to study for a PhD degree abroad.