14 Temmuz 2014 Pazartesi

Cogito'suz Ergo Sum

"Düşünüyorum öyleyse varım da düşünmüyorsam ve yine varsam?
[Dağınık bilinç • Atay’dan Descartes’e bir kısa devre]

Tamam, bireylerin öyle de olsa böyle de olsa, farkında olsalar da olmasalar da bir bilinci var. İyi de bireylerin ötesinde ve tek tek bireylerin bilinç toplamından daha farklı olan ve bu nedenle başka bir düzlemde yer alan bir toplumsal bilinç de var mı? Belki daha ötesi de sorulmalıdır: Toplumlar ortak bir bilinçle tavır alırlar mı? Toplumsal katmanların davranışlarının, tercihlerinin altında ortak bir bilinç yatar mı? Günümüz toplumlarından, son 20-30 yılın toplumlarından bahsediyorsak solun, solcunun arzuladığı tepkileri göstermeyen modern toplumlar, ölümcül bir bellek yitiminden, iflah olmaz bir akıl tutulmasından mı muzdariptir? Toplumları köklü değişimlere götürecek özne ortadan kalkmış mıdır? Özne potansiyel olarak vardır da gerçeklik olarak dağılmış ya da etkisizleşmiş midir? Toplumlar toplumsal öznelerin yön veremeyeceği, müdahale edemeyeceği kadar kapalı, kendi içinde yasallıkları bulunan yapılara mı dönüşmüştür?

Aslında daha basit bir soru asıl merak edilenin sorgulanmasını sağlayabilir: Ekim Devrimi ve Küba devrimi dışında on yıllardır neden devrim olmamaktadır? Daha da temel düzeyde, içimizden geldiği gibi sorarsak “Ne olmaktadır ya da ne olmamaktadır da proletarya burjuvaziyi bir kez daha altedememektedir?

Tüm bu sorular bizi bilinç sorununun tam da önüne götürmektedir.

11 Temmuz 2014 Cuma

Mülksüzler İçin Bahane Kalmadı*

Bir kitaptan tam da en canalıcı yeri nedeniyle uzak durulabilir mi? Eğer o canalıcı yer içi boşaltılmaya açık kılıyorsa kitabı, kitabın en incinebilir yanını oluşturuyorsa ve zamanın ruhu bu korunaksızlığı istediği yöne çekip çevirebiliyorsa uzak durulabilir.

Mülksüzler, bu anarşist ütopya, içinde yer alan bir söz dizisi nedeniyle, en canalıcı yerinden korunaksızlaştırılmış bir kitaptır. “Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak.” demektedir bu vurucu söz dizisi. İlginçtir ama pek dile getirilmemekle birlikte okuyucuya köklü bir çağrıda bulunan bu söz dizisi, devrim yapmaya çalışmayı bırakın devrimin hülyasından bile kaçırılan bir nesil için kolay ulaşılır bir çıkış noktası sunuvermiştir. Bir bahane olmuştur, özenle politik olandan uzak tutulan ve kalan bir nesil için.

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Yeni Türkiye’de Psikiyatri: Bizim Size Çok İhtiyacımız Var!

Psikiyatrinin hep gelgitli bir toplumsal tarihi olmuştur: Aynı anda hem baş tacı edilmiş hem de kıyasıya eleştirilmiştir. Bazıları için modern toplumun gardiyanlarından birisidir, bazıları için ise keşfedilmemiş, bakir bir bilimsel dünyadır. İşin ilginç yanı ise bu çetrefilli durumun içinde psikiyatri hem ermiş hem de günahkârdır.

Batı toplumlarında psikiyatri, toplumsal eleştirinin bir konusu olmaktan çıktı. Tesadüfler sonucunda bulunan ilk ilaç tedavilerinin ardından özellikle 80li yıllarda, tam da neoliberal ideolojinin hegemonyasını kurduğu dönemde, psikiyatri geçmişte kendisine yöneltilen eleştirilerden kurtuldu. İlginç biçimde neo-liberal dönemin psikiyatrisi kendisine daha önce yöneltilen eleştirilerin önemli bir kısmına bünyesinde yer açtı: Kötü koşullardaki hastaneler kapatıldı, damgalamaya karşı yoğun kampanyalar düzenlendi, tedaviye ulaşımın önündeki kimi engeller kaldırıldı, tedavi süreçleri konusundaki sorumluluk hastalar ve aileleriyle paylaşılmaya başlandı (Nesser, 1995).