13 Şubat 2018 Salı

Hah*


* Birgül Oğuz'un Hah isimli kitabı [Metis, 2014] üzerine çağrışan çeşitli sesler ve kareler. Buradan.

9 Şubat 2018 Cuma

Freud ve Lacan* | Louis Althusser


Freud ve Lacan, Louis Althusser'in bu meşhur makalesi/konuşması hem Althusser'in hayatında hem de Marksizm ve psikanaliz karşılaşmalarının tarihinde ayrıksı bir yere sahiptir. Hani bir tür başlangıç noktası gibi. Bir milat değil belki ama başka bir başlangıç noktası.

Aslında Althusser makaleyi 1959 gibi bir tarihte kurmaya başlar. Psikanalizle ve Lacan'la tanıştığı, tartıştığı yıllardır. Aynı zamanda Fransız Komünist Partisi'nin yükselen yapısalcılıkla başetmekte zorlandığı yıllardır. FKP yapısalcılıktan nasibini alan, içlerinde psikanalizin de yer aldığı yeni tartışmalara şüphe ile bakmaktadır ve uzak durmaktadır. Bu dönemde partinin önde gelen teorisyenlerinden Lucien Seve bu başa çıkma zorluklarının üzerine gider ve Marksizmle insan psikolojisini birlikte yorumlayan yazılar, kitaplar kaleme alır. 

Althusser'in derdi ise başkadır. Yapısalcılık ve Lacancı psikanalizden bazı kuramsal çıkarımlar yapmaktadır ki bu çıkarımlar o dönem Marksizm'inde baskın olan hümanizme  karşı daha yapısalcı bir yaklaşım geliştirmesine de yardımcı olacaktır. Tüm bu sürecin ana ürünü İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları olacaktır. Ancak Althusser, o yıllarda Lacan'ın ve psikananlizin de bir tür izsürücüsüne dönüşür. Analize başlar; Freud ve Lacan üzerine düşünmeye de başlar. İşte bu izsürücülüğü yıllarının ürünüdür Freud et Lacan. 

Önce partinin teorik yayın organına göndermek ister ama çekinir ve sonra partiye yakın bir başka teorik yayına gönderir. Böylece makale La Nouvelle Critique dergisinin 161/162 sayısında Aralık 1964'te yayınlanır. Beklediği gibi büyük fırtınalar da koparmaz. Makalenin İngilizce çevirisi ise New Left Review dergisinin Mayıs-Haziran 1969 sayısında basılır. Makalenin ilk Türkçe çevirisi ise 1982 yılında Selahattin Hilav tarafından yapılır. Yazko Felsefe Yazıları Dergisi'nin ilk sayısında yayınlanır. 

Aşağıda bu Türkçe çeviriyi bulabilirsiniz.

17 Ocak 2018 Çarşamba

Sovyetler Birliği’nde psikiyatri kötüye mi kullanıldı?


Aslında çok da kısa sayılamayacak bir tarih tek bir cümle ile özetlenebilir: “Sovyetler Birliği’nde aktivistlere karşı sistematik baskı uygulanmıştır ve psikiyatri de bu baskıya kılıf olarak kullanılmıştır”. Nasıl olsa artık sahibi kalmamış bir tarihten, Sovyetler Birliği’nden bahsediyoruz. Sahibi, muhatabı olmayınca da iddiaların ele alınması gerekliliği ortadan sanki kalkıyor ve hatta iddialar tarihsel birer gerçekliğe dönüşüyor. Hem de kolayca kabul ediliveren bir gerçeğe.

Sovyetler Birliği’nde psikiyatrinin kötüye kullanılması da bu tür bir tarihsel gerçek: İnşa edilmiş, satır satır yazılmış ve sahipsiz kalmış. Bilim ve Aydınlanma Akademisi'nin üç ayda bir yayınlanacak olan e-dergisi Madde, Diyalektik ve Toplum için biz de iki psikiyatrist meseleye yakından baktık. Evet, Sovyetler Birliği’ndeki psikiyatri anlayışı ve uygulamalarına doğrudan yer vermedik ama psikiyatrinin kötüye kullanılması iddialarının ortak özelliklerine ve ilginç rastlantılara baktık. Ve söz konusu rastlantıların da olası anlamlarını tartıştık.

Açıkcası bizim bile beklemediğimiz sonuçlara ulaştık: Öncelikle ağırlıklı olarak kişisel beyanlarla kurulan bir tarih, Sovyetler'de psikiyatri. Ki bu kişisel beyanlar birçok “akademik” makalenin temel yapıtaşını da oluşturmuş. Ve bu makalelerin neredeyse tamamına göre Sovyetlerde psikiyatri “kötüye kullanılmış.” Hâl böyle olunca da Sovyetler ve psikiyatri konusu anti-Sovyetik, anti-komünist propagandanın en çok işlenen, en çok sevilen başlıklarından bir tanesi olarak öne çıkmış. 

Belki çok şaşırtıcı gelmeyebilir ama bu özel ani-komünist alanın inşası oldukça ilginç ayrıntılar taşıyor. Buyurun, buradan.