10 Haziran 2026 Çarşamba

Andre Green ve "ölü anne" meselesi

Psikanalizin hakikaten "parlak" birçok düşünürü ve uygulayıcısı var. Ne güzel! Örneğin Marksizm ve komünist hareket bu ikili bir aradalığa, yani aynı anda hem parlak bir düşünür hem de etkili bir uygulayıcı olmaya çok az isimle sahip olabilmiş. Malzeme belki de o alanda daha sert olduğu için... Az isim çıkmış. Ama psikanaliz öyle değil. 

André Green de psikanalizin en önemli, en özgün düşünür ve uygulayıcılarından birisi. 1927 Kahire doğulu olan Green Fransız bir psikanalist. Fransız psikanalizinin de en gelişkin zamanına denk gelmiş mesleki yaşantısı. Tıp ve psikiyatri eğitimini Paris'te tamamlamış. Lacan ve Laplanche gibi dönemin önemli isimlerini dinlemek, izlemek ve onlarla tartışmak, üretmek olanağına sahip olmuş. Parlak zihni sadece Fransızcada da kalmamış ve psikanalizin İngilizce dünyasını da çok yakından takip edip bizzat İngilizce yazıp düşünmüş. Özellikle de belirli bir olgunluktan sonra. 

Psikanaliz dünyasına bir çok farklı derinlikli kavram kazandırmış Green: "Ölü Anne", "Beyaz Psikoz" ve "Negatif" gibi. Bu kavramlarla aslında psikanalizde anahtar tartışma ve arayışlara da özgün katkılarda/müdahalelerde bulunmuş. "On Private Madness [Özel Delilikler Üzerine]" işte bu tür önemli kavramların ve onların işlendiği makalelerin bir raya getirildiği bir kitap. Green'in özellikle sınır durumlar, narsisizm üzerine yazdığı ama oralarda da kalmayıp psikanaliz üzerine özgün düşüncelerini geliştirdiği 14 makaleden oluşuyor. Hepsi önemli olmakla birlikte derlemenin en önemli makalesini ise "Ölü Anne" oluşturuyor. 

Green bu önemli makalesinde yaşamın çok erken evrelerinde birincil bakımverenin depresyonu, psikolojik olarak yokluğu ile başederek gelişen bir bebek-insanın içsel gelişiminin nerelere varacağını adım adım işliyor. Freud'dan devralınan birçok gelişimsel başlığı Klein'in görüşleri ile harmanlayarak erişkinlikte belirgin hale gelen ama yaşamın çok erken evrelerinden itibaren kişinin hayatına damga vuran bir gediği, kişiliği özel bir tipte yapılandıran bir eksiği ortaya çıkarıyor. 

Green'in belki de en önemli derlemesi Türkçe'de ne yazık ki yer almıyor. Yakın zamanlarda ise bazı kitapları çevrildi ya da yeniden basıldı: Hadım Edilme Kompleksi (Metis, 2004), Yazı ve Ölüm - Bir Psikanalistin Edebiyat Yolculuğu: Proust, Shakespeare, Conrad, Borges... (Metis, 2018), Bir Psikanalistin (Neredeyse) Serbest Çağrışımları - Maurice Corcos ile Söyleşiler (Yapı Kredi Yayınları, 2025).

23 Mart 2026 Pazartesi

Confusion of Tongues Between Adults and the Child - Sándor Ferenczi

IT WAS A MISTAKE to try to confine the all too wide theme of the exogenous origin of character formations and neuroses within a Congress paper. I shall, therefore, content myself with a short extract from what I would have had to say on that subject. Perhaps it will be best if I start by telling you how I have come to the problem expressed in the title of this paper. In the address given to the Viennese Psycho-Analytic Society on the occasion of Professor Freud's seventy-fifth birthday, I reported on a regression in technique (and partly also in the theory) of the neuroses to which I was forced by certain bad or incomplete results with my patients. By that I mean the recent, more emphatic stress on the traumatic factors in the pathogenesis of the neuroses which had been unjustly neglected in recent years. Insufficiently deep exploration of the exogenous factor leads to the danger of resorting prematurely to explanations—often too facile explanations—in terms of “disposition” and “constitution.”

The — I should like to say imposing - phenomena, the almost hallucinatory repetitions of traumatic experiences which began to accumulate in my daily practice, seemed to justify the hope that by this abreaction large quantities of repressed affects might obtain acceptance by the conscious mind and that the formation of new symptoms, especially when the superstructure of the affects had been sufficiently loosened by the analytic work, might be ended. This hope, unfortunately, was only very imperfectly fulfilled and some of my patients caused me a great deal of worry and embarrassment. The repetition, encouraged by the analysis, turned out to be too good. It is true that there was a marked improvement in some of the symptoms; on the other hand, however, these patients began to suffer from nocturnal attacks of anxiety, even from severe nightmares, and the analytic session degenerated time and again into an attack of anxiety hysteria. Although we were able to analyse conscientiously the threatening symptoms of such an attack, which seemed to convince and reassure the patient, the expected permanent success failed to materialize and the next morning brought the same complaints about the dreadful night, while in the analytic session, repetition of the trauma occurred. In this embarrassing position I tried to console myself in the usual way—that the patient had a much too forceful resistance or that he suffered from such severe repressions that abreaction and emergence into consciousness could only occur piecemeal. However, as the state of the patient, even after a considerable time, did not change in essentials, I had to give free rein to self-criticism. I started to listen to my patients when, in their attacks, they called me insensitive, cold, even hard and cruel, when they reproached me with being selfish, heartless, conceited, when they shouted at me: “Help! Quick! Don't let me perish helplessly!” Then I began to test my conscience in order to discover whether, despite all my conscious good intentions, there might after all be some truth in these accusations. I wish to add that such periods of anger and hatred occurred only exceptionally; very often the sessions ended with a striking, almost helpless compliance and willingness to accept my interpretations. This, however, was so transitory that I came to realize that even these apparently willing patients felt hatred and rage, and I began to encourage them not to spare me in any way. This encouragement, too, failed to achieve much, for most of my patients energetically refused to accept such an interpretative demand although it was well supported by analytic material.

26 Ocak 2026 Pazartesi

Bion ve Tereddütlü Düşünceler

Wilfred Ruprecht Bion (1897-1979) günümüz psikanalizinde en fazla üzerinde durulan, en esin verici kuramcılardan biri. Ben ise geç tanışmış oldum, bir seminer dizisi vasıtasıyla. Conatus Psikiyatri ve Psikoterapi bünyesinde klinik psikolog Yusuf Atabay tarafından düzenlenen "Derinlemesine Bion Seminer Dizisi"nde ben de psikozlar üzerine bir oturumla yer aldım. Ve bu sayede Bion'un düşünceleriyle yakından tanışma fırsatı buldum. Teşekkür ederim.

Bion, özellikle son yirmi yıl içinde kuramının geniş kapsamı ile daha da görünür hale gelmiş ve psikanaliz kliniğini derinden etkilemiş. Psikotik hastaları psikanaliz tekniğinde değişiklik yapmadan tedavi eden ilk analistlerden birisiymiş Bion. Yaşam pratiğinin (göç, ayrılık, kayıplar, savaşlar) de getirdiği derinlikli bir kavrayışı var, insanı, bilinci ve zihni. Bu derinlikli kavrayış psikozların da daha kapsamlı düşünülebilmesini sağlamış. "Tereddütlü Düşünceler" içinde [ki kitabın adının bu şekilde Türkçeleştirilmiş olması da ayrı hoş olmuş, keza özgün adı Second Thoughts] toplanan, ağırlıklı olarak 1950’li yıllara ait makaleleri psikotik düşünceyi enine boyuna araştırarak vardığı kuramsal ve teknik sonuçları sergileyen bir toplam. Bu açıdan da ayrıca önem taşıyor. Düşünme kuramına dair görüşleri de ilk olarak bu makalelerde dile gelmeye başlamış. Makaleler psikanalist Bion’un o dönem seansta nasıl çalıştığının örneklerini de sunuyor. Bion’un kuramı yıllar içinde psikanalizde yeni bir paradigma açan, başlı başına güçlü bir kuram olarak gelişmiş ve günümüzde giderek daha fazla ses getiriyormuş. Ve yeni kuşakları da etkiliyormuş. Bion ile tanışmak isteyenler için kitabı öneririm, özellikle de psikozları anlamak isteyenlere.

 W. R. Bion | Tereddütlü Düşünceler | çev. Nilüfer Erdem | 2017, 208 s.