Chet Baker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chet Baker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2018 Pazar

Dünde kalan


Dün, uçağı kaçırdım. Hayatımda ilk kez. Belki de ikinci kez. Bilemiyorum. Böylece havaalanında da olsa kendimle başbaşa kalma imkanım oldu. Çok koşturdum çünkü. Bütün hafta. Zaman bulmanın böylesi, belki kötü. Ama bu mecburi durma, mecburi duraklama azıcık nefes almak anlamına da gelecekti, biliyordum.

Hafta boyunca ve gün boyu koşuşturmanın üstüne bir de uçak için koşturmuştum çünkü. Ama sonuçta altı dakikacık geç kalmıştım işte. Havayolları saatiyle bakarsak az değil, çok. Vardığımda kapıları kapatmışlardı çünkü. Altı dakikacık dediğim ise bilmem kaç milyonluk şehrin, bilmem kaç bin kişilik havalimanına çıkan, bilmem kaç şeritli yoluna, bilmem kaç alışveriş merkezi dikilmesine izin veren belediyesi için, o yapıları diken “yatırımcıları” için hiç bir şey. Onu da biliyorum. Kim takardı ki beni!

Modern hayatın kuralı böyle. Das Kapital istediğini yapar! Şehrin ana yollarına, meydanlarına istediği alışveriş merkezini diker ve benim gibi Yuh Kapital’ler de tıkanan, hem de kilometrelerce tıkanan trafikte sıkışıklığı seyreder. Modern balıkların modern istifi olarak.

Neyse. Mecburen 18:55 uçağına bilet aldım. En ucuzu oydu çünkü. Bilet satış ofisindeki, emekçi olan ama emekçi olmak dışındaki her tür kimliğe açık olan “arkadaş” sağolsun, yardımcı oldu, dönüş biletimin de yanmasını son anda engelledi. Çünkü uçuşun bir ayağını kaçırınca diğer ayak da otomatik olarak yanıyor. Böyle bir kural var. Çifte ceza gibi. Tabii ki tüm bunlar oraya, buraya ve şuraya alışveriş merkezi dikilmesine izin veren sosyal demorkat belediye başkanının ve bilimum kamusal yaşam semirgeninin pek umurunda değil. Onu biliyorum. Ama satış ofisindeki arkadaşın da pek umurunda değil. Onu da öğreniyorum. Hiç muhabbet edemiyoruz. Dertleşmeye en çok ihtiyaç duyduğumuz bir zamanda bile. Bana sorsa aynı taraftayız ama sanırım ona sorsak uçağa yetişmeyi bile beceremeyen “beyaz yakalılar” tarafındayım. “Oh olsun!” demediğine şükredip yeni biletimle birlikte uzaklaşıyorum bilet satış ofisinden. Zaten kaybedenleri kim sever ki!


23 Nisan 2017 Pazar

Mutlu İnsanların Öyküsü Yoktur!

Yüksel Arslan’a

Uzun yıllardır zihnimde döner durur Kuzey İrlandalı rock grubu Therapy’nin Stories şarkısının nakaratı. Mutlu insanların öyküsü yoktur der şarkının nakaratı. Bu sözü ara ara yeniden hatırlar ve uğraşır dururum kendimce. Hak vererek, doğru bularak ve doğru bulduğum için de kendimi çaresiz hissederek. Çünkü sözün tam da iddia ettiğinin tersinin peşinde değil miyim? Hikayeler mutlu insanların olsun istemiyor muyum? Bunun için uğraşmıyor muyum? Mutluluğun hikâyesi olsun istemiyor muyum?

Ama durup yeniden ve yeniden düşünüyorum, şarkının nakaratını.

İki anlamı, doğrudan iki çıktısı olabilir bu sözün. İlki yalın: Mutlu insanlar için geriye artık anlatılması gereken bir hikâye kalmamıştır. Bir dert kalmamıştır ve anlatmaya da gerek kalmamıştır. Ne de olsa mutluluk anlatılmaz, yaşanır. İşte sözün bu yalın anlamına kapıldıktan sonra sorarım kendime: Ne zaman anlatmaya başlarız? Anlatı ne zaman başlar?

Bir dertle başlamaz mı anlatı? Ya bir kayıp vardır temelinde ya da bir imkânsızlık. Olmamışlık ve olmayacağını bilme, sezme hali. Olmayacağını bilmek, hissetmekle başlar dert, anlatı. Buradan da sözün ikinci anlamına gelirim: Tamlık hikâyeye alan bırakmaz. Tamamına ermiş olanın, o erme sürecinin hikâyesi olur ama tamlığa vardıktan sonra hikâye için alan yoktur artık. Hikâye için, anlatı için, hatta belki de her türden, evet sanatsal olan da dahil, her türden yaratıcılık için olmamışlık, eksiklik gerekir.


20 Nisan 2015 Pazartesi

Yağmurlu, Soğuk Bir Mart Akşamıydı ve Kavşakta Bekleyen Chet Baker'dı...

chet baker çalıyor içerde trompetini
incinerek
incinerek çalıyor
içinden tutuşan kristal bir top gibi geliyor üstüme
bir pencereden yuvarlanıverir gibi
usulca
incitmeden
blues'u, eroini, erkekleri, uzun yolları, hızlı arabaları sever gibi
tehlikeye düşkün olmadan tehlikeli her şeyi seven
o korkunç ve kırılgan mahlûkların hüznüyle

yataktayım
terliyorum
dışardan akşamın son sesleri geliyor
yazla çıldırmış çocuk çığlıkları
sana, ardına bakmadan
omzu seyirse de
göz ucuyla olsun ardına bakmadan yaşayan
o duman gibi adamları anlatmak istiyorum
ardında acı bir yanık kokusu bırakarak ufuk çizgisinden siliniveren
seni unutup unutmayacağını dahi bilmediğin
unutmakla unutmamak arasında varolmayan
yürüdükçe zaman diye bildiğin o ardardalığı anlamsız kılan adamları

chet baker çalıyor içerde
bir pencereden kendini usulca bırakır gibi
sana, soluğunla yüzleri buğulanan
ellerini tuttuğunda tutsak ettiğini sandığın
hiçbir şeye karşı koymayan adamları anlatmak istiyorum
kelebek gibi dokunan
şiddeti bile rüyadaymış gibi yaşayan adamları
hep uzaklara bakarken yakaladığım
ağlamayı bilmeyen
ağladığında bir hayvan gibi böğüren
seni bıçakladıklarında
bunu bir yazgıymış gibi alçakgönüllülükle karşılayan
o masum katilleri anlatmak istiyorum sana

chet baker çalıyor içerde
müzik yapar gibi değil
bildiğimiz hiçbir şey yapar gibi değil
korkuyla dönüyorum yatakta
bu yaz bitmeyecek..
bilemediğimiz onca şeyle birlikte bu yaz..

[Chet's Romance - Yıldırım Türker - Defter]