Rap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2019 Pazar

Ezhel’in şarkısı, toplumun öfkesi, tarihin çağrısı


İki şarkı düştü önümüze. Olay ve Susamam.

Aslında bu yazının başlığına çıkmayı hakeden şarkı daha çok Susamam’dı. Ama olmadı. Denedim. Rap, biraz da sözel ve işitsel uyumsa eğer, uymadı. Gerçi aynı gece yayınlanan her iki şarkı da sözleriyle, görsel işleriyle hemen ses getirdiler ve bir kıyaslama yapmak gereksiz, hatta saçma. Ama başlığa uyan Ezhel oldu, aklıma uyan ise Susamam.

Öte yandan dönemin ruhunu yansıtmak anlamında bir rap şarkısı istenecekse eğer, şurada iki-üç gün öncesine kadar Saian’ın “Feleğin Çemberine 40 Kurşun” şarkısı gelirdi aklıma ilk, ama şimdi bu iki şarkı da eklendi listeye. Günlerimize imza attılar, rapçiler. Ne garip!

Üreticileri şarkıların böyle tutacağını, ses getireceğini düşünüyorlar mıydı bilemiyorum ama planlı ve organize bir biçimde patladı her iki şarkı. Tam bir rap işi: kolektif ve organize. Seveni çok oldu, eleştireni ve hatta protesto edeni de...

Tabii ki her iki şarkı için çok şey söylenebilir. Hatta aynı gece yayınlandıkları ve aynı tarzdan, aynı doğrultudaki hikâyelerle geldikleri için “tek bir şarkı” gibi düşünmek bile uyabilir. Hatta evet, tek bir şarkı olarak görülebilir ikisi. Ezhel’e teklif edildi mi bilemiyoruz ama Susamam’dan belli, bu kolektif ses, kolektif belleğimizin, duygularımızın sesi oldu.

İlginç olan şu ki çok da güçlü ses de aldılar biz dinleyenlerden. Her iki şarkı, ilginç biçimde hemen herkesi “bir şey” söylemeye çağırdı. Görenler, izleyenler, dinleyenler “bir şey” söylemek zorunda kaldılar: şarkılar hepimizi sanki “kendiliğinden” harekete geçirdiler.

Neden?

8 Mayıs 2017 Pazartesi

kofiakofo | bir şairin mesajları


Nasıl denk geldi tam olarak hatırlamıyorum şimdi. Ama sanırım Şubat ortalarıydı. Ya da belki de Mart başı. Tam bilemiyorum işte. Ama soğuktu havalar ve saatlerin geri alınması ya da alınmaması garabeti nedeniyle hava aydınlanmadan uyanılan zamanlardı. 

Sanırım Soundcloud, öylece, rastgele kendi kendine çalarken denk geldim kofiakofo'nun İsmet Özel remikslerine. Denk geldim ve tam anlamıyla vuruldum. Şiir, dizeler, İsmet Özel'in ilk kez duyduğum sesi, İsmet Özel'in ilk kez duyduğum dizeleri ve beat, rap, hip-hop. Hem de nasıl uyumlu beatler! Şiirleri başkalaştıran düzenlemeler. Ya da sanki İsmet Özel bazı şiirlerini (hatta hepsini) o zamanlar henüz bestelemediği şarkılar, melodiler için yazmıştı da gün gelmiş ve şiirler ritimlerine kavuşmuştu. İlk olarak "ils sont eux" ve sonra diğerleri: "Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar", "Evet, İsyan", "Seni Olan Yenilgi", "Bakır Tenli Yapraklar".

kofiakofo tarafından yapılan düzenlemeler (edit) hepsi olmamakla birlikte çok etkiledi beni. Günlerce yeniden ve yeniden dinledim bu düzenlemeleri. Vakur, kendi halinde ve adanmış bir uğraş olarak gördüm, yaptığı düzenlemeleri. Evet, hepsi hoş değildi. Seçilen beatlerin hepsi akıp gitmekte olan dizelere çok uygun değildi. Bazıları fazla ağdalıydı; belki de şiirdeki ağdayı da yansıtıyordu. Çünkü İsmet Özel'in bazı şiirleri bir rap gibi sert, doğrudan, keskin ve darbeli iken bazıları ise yumuşak, mistik ve ağdalı. Ama kofiakofo'nun özellikle bazı şiirler için seçtiği beatler şiirin altını çiziyordu. Hem de bir daha bir daha. 

Öte yandan lise yıllarını İsmet Özel tartışarak ama hep uzak durarak (hem de yıllarca Özel'den uzak durarak) geçiren birisi için İsmet Özel'in tiyatral sesine, okuyuşuna denk gelmek, onunla böyle tanışmak da bir ayrı oldu. Aynı vakurluk, vazgeçmişlik, inanmışlık. Tuhaf ama etkileyici. Hani şunu düşünmeden edemedim: İslamla birlikte birçok şeyi elinin tersiyle itmese herşey olabilirdi Özel; mesela Haluk Bilginer'den daha etkili bir ses olabilirmiş (ve o reklemdan bu reklama koşabilirmiş). Ya da tüm şu şiir alemini bambaşka bir yere taşıyabilirmiş (ve o ödülden bu ödüle koşabilirmiş). İyi ki bunalara tenezzül etmemiş. En azından bu şiirlere gölge düşmemiş.

16 Mart 2008 Pazar

Tüm bunlara öfke duyan herkes!

(SanatCephesi, Şubat 2008, sayı: 23)
İşin püf noktası muhalif görünebilmekte ve muhalif olarak gösterebilmekte! Sonuçta ışıltılı vitrinler çağında yaşıyoruz. Vitrinde kölelik de sergilense ışıltılı olduğu sürece özgürlük etkisini oluşturması mümkün olabiliyor. Daha güzeli, muhalif olmak iş yapıyor, satabiliyor! Hem çürümenin ortasında duracaksınız, yeri geldiğinde ırkçılık, savaş çığırtkanlığı yapacaksınız, yeri geldiğinde vergi kaçırmak için derme çatma okul binaları dikeceksiniz ve kendinden pahalı törenlerle açacaksınız, yeri geldiğinde topluma ait tesisleri gaspedeceksiniz ve hem de muhalif görünebileceksiniz. Birden çok ata oynayacaksınız! Bir gazetenizle ortalamaya sesleneceksiniz, bir gazetenizle radikallik yanılsamasını doyuracaksınız ve bir gazetenizle de her olaya yansız, eşit mesafede duran sağduyuyu temsil edeceksiniz. Cinnet hali gibi! Ama vitrin hali ve her şeye yer var orada! Önemli olan da zaten, ipleri gerer gibi görünüp o iplerle mümkün olduğunca çok başın tepesine çorap örebilmek! Büyük marifet, bu çok meziyetli medeniyet tablosunu yaşatabilmek! Bu nedenle herkese ve her şeye yer olmalı bir vitrinde; en geniş işkembeli vitrin en gelişkin vitrin olabiliyor ne de olsa! Belki de vitrin hali çöplük halinden başka bir şey değildir. Yanılsama bu; yanılmadan ne yapar insanoğlu/kızı?