6 Eylül 2026 Pazar

Psikoz: Bir terimin kökeni ve anlamı

[Görsel: Justin Renteria]
Psikoz nereden geliyor? Bir hastalık, zihinsel bir durum olarak değil de bir kelime olarak. Kökeni nereye dayanıyor? Bu yazıda psikoz kelimesinin hem kökenine hem de zaman içindeki değişimine bakacağız. Oldukça ilginç bir tarihi var psikoz kelimesinin. İlginç ve bugünkü anlamından da biraz uzak.

Bir terim olarak ilk kez1841 yılında kullanılmış psikoz muhtemeln. Öncesine dair bir kayıt yok. Yunanca kökenli iki kelimenin, “zihin” anlamına gelen psykhe ile “anormal durum” anlamına gelen -osis ekinin birleşmesiyle türetilmiş: psykhosis. Yunancada ise “hayatın bir lütfu, bahşedilen hayat/ruh” anlamına geliyormuş psykhosis. Yani kelime, antik dönemde hem doğrudan zihin ile ilişkili değildi hem de “olumsuz” bir durumu değil de olumlu bir durumu tanımlıyordu. En eski olarak...

Psikolojik bir terim olarak ise ilk kez 1845 gibi Avusturyalı doktor Ernst von Feuchtersleben (1806-1849) ya da Alman doktor Karl Friedrich Canstatt (1807-1850) tarafından kullanıldığı düşünülmekte. Canstatt terimi “psychic neurosis” kısaltması olarak kullanmış. Günümüzdeki anlamından oldukça farklı olarak “tüm zihinsel durumları, sorunları” tanımlamak istemiş: Tüm zihinsel sorunlar! Yani Canstatt psikoz ile spesifik bir hastalığı ya da sorunu tanımlamamış. Terimin içine melankoliyi de, tutulmaları da, aşık olma halini de katmış. Hatta o dönemde psikoz kelimesinin anlamı ve de dolaylı olarak kullanım alanı o kadar genişmiş ki 19. yüzyıl sonunda dahi psikiyatri ile hiç ilişkisi olmayan bir kitapta, örneğin bir botanik kitabında “köklerin psikozu [hayatı]” anlamında, “dendro-psychoses” olarak da yer bulabiliyormuş.

Demek ki psikiyatri tarihi içinde, hatta nöropsikiyatri tarihi içinde psikoz kelimesi bir uğrakta tüm zihinsel süreçleri/durumları tanımlamaktan çıkıp belirli bir zihinsel “anormalliği” tanımlar hale gelmiş. 

Peki, bu geçiş ne zaman, nerede ve nasıl olmuş? Yani psikoz kelimesi bugünkü anlamına (sanrı, varsanı ya da dezorganize konuşma/davranışın görüldüğü bir zihinsel durumu tanımlama işlevine) nasıl kavuşmuş?

27 Ağustos 2026 Perşembe

Hakkımda

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi (İng.) 2001 mezunuyum. Psikiyatri uzmanlığımı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda 2009'da tamamladım. Uzmanlık eğitimim sırasında “TürkSch - Psikozlarda Gen-Çevre Etkileşimi için İzmir Akıl Sağlığı Araştırması” ekibi içinde yer aldım. Uzmanlık tezimi “toplumsal eşitsizlikler ve psikotik yaşantılar” üzerine yaptım. Uzmanlık sonrası Sinop'ta görev yaptım ve 2013 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı'nda öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım. 2014 yılında Hollanda Maastricht Üniversitesi'nde “kentsel sosyal çevre ve psikozlar” üzerine doktoramı tamamladım. 2018 yılında ise doçent unvanı aldım.

Dokuz Eylül Üniversitesi'ndeki mesleki ve akademik yaşamımı 2024 yılına kadar sürdürdüm. Ağırlıklı olarak şizofreni ve psikotik bozukluklar alanında çalıştım. Çoğunluğu epidemiyoloji, psikotik bozukluklarla ilgili olmak üzere yayınlanmış 120 üzerinde bilimsel ve mesleki makalem bulunuyor. Türkiye Psikiyatri Derneği'nin farklı kurullarında uzun yıllar görev aldım. Yine uzun bir dönem soL Haber Portalı'nda haftalık yazılarımla yer aldım.

Farklı kitaplarda (Tıp Bu Değil [2012]), Barış Kitabı [2015], Şizofreni ve Psikotik Bozukluklar [2017], Bilimsel Yeni Verilerin Işığında Diyalektik Materyalizm [2018]) yazılarım yer aldı. Yayınlanmış iki öykü kitabım (Gerisi Hep Rivayet [2016], Ruhlar Mezbahası İyi Günler Diler [2020]) bulunuyor. Çalışmalarımı İzmir, Alsancak'ta bulunan muayenehanemde sürdürüyorum.

23 Ağustos 2026 Pazar

Round Midnight Project • Nocturnes

Albümler vardı bir zamanlar. Gerçi halen de var ama geçmişte sanki albümler daha önemliydi. Tekil şarkılar değil de tüm bir albüm olarak. Bir tek öne çıkan şarkı değil tüm albümün ardındaki hikâye, ortaya çıkış süreci, bir alt anlamı olup olmadığı da merak edilirdi. Kapak tasarımından, içindeki alıntılara, paylaşılan bilgilerden kayıt yerine kadar sanatçının ya da müzik grubunun dünyasına bir davetiyeydi albümler. Şarkılarla ve o şarkıların ardındakilerle yakın bir temas olanağı sağlardı.

Müzik dinleme biçimlerinin değiştiği ve çoğu zaman tekil şarkılara daraldığı bir çağda insana iyi gelebilecek, belli dönemlere, hallere, duygulara ses verecek, belki de bazı anların işlenmesini sağlayacak albümleri hatırlamak, bulmak gerekiyor sanki.

İşte “Bu Aralar Bir Çentik” postlarının altında tam da bu türden albüm önerileri bir araya gelecek. Yakın temas olanağı sağlayan, insana iyi gelecek kitap, film, yer ve mekân önerileriyle birlikte. Küçük birer çentik olarak. Günlerin içinden içinden çıkıp gelen, onlara eşlik eden.

İlk albüm ise geçip gitmekte olan yaz için. Geceler hafif bir meltemle salınırken, balkonda tek başına demlenecek bir albüm: Nocturnes.

Round Midnigt Project, Leonidas Ioannides (trompet, kornet ve flugelhorn) ve Yorgo Mikros'tan (piyano) oluşmakta. Yunan bestecilerin farklı şarkılarını piyano ve trompet için yeniden düzenledikleri bir proje Round Midnight. 2022 tarihli bu albümlerini ise Theodorakis’e adamışlar, ölümünün hemen ardından. Onun içimize kök salan müziği için. Şöyle demişler: “Ruhlarımızı harika müziğinle doldurduğun için teşekkür ederiz Mikis ve bize sunduğun her şey için sana en güzel duygularımızı adıyoruz.” İyi ki de öyle yapmışlar. Albüm, Theodorakis'in çok bilinen "Ksimeroni" ve "Omorfi Poli" gibi bestelerinin yanı sıra film müziklerinden de örnekler içeriyor. Tüm şarkıları caz formatında yeniden düzenleyen ikiliye ise vokalde Valia Tsirgioti eşlik ediyor.

Yaz geçerken, Ağustos sonu, Eylül başı gibi, tam gece yarısı civarı her şarkısıyla dalıp gitmek için güzel bir albüm yapmışlar. Belki ufak bir uzo ya da bir kaç kadeh şarap eşliğinde, geçip giden günleri düşünmek, demlenmek ve dinle(n)mek için. Teşekkürler.

Round Midnight Project • Nocturnes Mikis Theodorakis • FM Records • 2022

23 Mart 2026 Pazartesi

Confusion of Tongues Between Adults and the Child - Sándor Ferenczi

IT WAS A MISTAKE to try to confine the all too wide theme of the exogenous origin of character formations and neuroses within a Congress paper. I shall, therefore, content myself with a short extract from what I would have had to say on that subject. Perhaps it will be best if I start by telling you how I have come to the problem expressed in the title of this paper. In the address given to the Viennese Psycho-Analytic Society on the occasion of Professor Freud's seventy-fifth birthday, I reported on a regression in technique (and partly also in the theory) of the neuroses to which I was forced by certain bad or incomplete results with my patients. By that I mean the recent, more emphatic stress on the traumatic factors in the pathogenesis of the neuroses which had been unjustly neglected in recent years. Insufficiently deep exploration of the exogenous factor leads to the danger of resorting prematurely to explanations—often too facile explanations—in terms of “disposition” and “constitution.”

The — I should like to say imposing - phenomena, the almost hallucinatory repetitions of traumatic experiences which began to accumulate in my daily practice, seemed to justify the hope that by this abreaction large quantities of repressed affects might obtain acceptance by the conscious mind and that the formation of new symptoms, especially when the superstructure of the affects had been sufficiently loosened by the analytic work, might be ended. This hope, unfortunately, was only very imperfectly fulfilled and some of my patients caused me a great deal of worry and embarrassment. The repetition, encouraged by the analysis, turned out to be too good. It is true that there was a marked improvement in some of the symptoms; on the other hand, however, these patients began to suffer from nocturnal attacks of anxiety, even from severe nightmares, and the analytic session degenerated time and again into an attack of anxiety hysteria. Although we were able to analyse conscientiously the threatening symptoms of such an attack, which seemed to convince and reassure the patient, the expected permanent success failed to materialize and the next morning brought the same complaints about the dreadful night, while in the analytic session, repetition of the trauma occurred. In this embarrassing position I tried to console myself in the usual way—that the patient had a much too forceful resistance or that he suffered from such severe repressions that abreaction and emergence into consciousness could only occur piecemeal. However, as the state of the patient, even after a considerable time, did not change in essentials, I had to give free rein to self-criticism. I started to listen to my patients when, in their attacks, they called me insensitive, cold, even hard and cruel, when they reproached me with being selfish, heartless, conceited, when they shouted at me: “Help! Quick! Don't let me perish helplessly!” Then I began to test my conscience in order to discover whether, despite all my conscious good intentions, there might after all be some truth in these accusations. I wish to add that such periods of anger and hatred occurred only exceptionally; very often the sessions ended with a striking, almost helpless compliance and willingness to accept my interpretations. This, however, was so transitory that I came to realize that even these apparently willing patients felt hatred and rage, and I began to encourage them not to spare me in any way. This encouragement, too, failed to achieve much, for most of my patients energetically refused to accept such an interpretative demand although it was well supported by analytic material.

26 Ocak 2026 Pazartesi

Bion ve Tereddütlü Düşünceler

Wilfred Ruprecht Bion (1897-1979) günümüz psikanalizinde en fazla üzerinde durulan, en esin verici kuramcılardan biri. Ben ise geç tanışmış oldum, bir seminer dizisi vasıtasıyla. Conatus Psikiyatri ve Psikoterapi bünyesinde klinik psikolog Yusuf Atabay tarafından düzenlenen "Derinlemesine Bion Seminer Dizisi"nde ben de psikozlar üzerine bir oturumla yer aldım. Ve bu sayede Bion'un düşünceleriyle yakından tanışma fırsatı buldum. Teşekkür ederim.

Bion, özellikle son yirmi yıl içinde kuramının geniş kapsamı ile daha da görünür hale gelmiş ve psikanaliz kliniğini derinden etkilemiş. Psikotik hastaları psikanaliz tekniğinde değişiklik yapmadan tedavi eden ilk analistlerden birisiymiş Bion. Yaşam pratiğinin (göç, ayrılık, kayıplar, savaşlar) de getirdiği derinlikli bir kavrayışı var, insanı, bilinci ve zihni. Bu derinlikli kavrayış psikozların da daha kapsamlı düşünülebilmesini sağlamış. "Tereddütlü Düşünceler" içinde [ki kitabın adının bu şekilde Türkçeleştirilmiş olması da ayrı hoş olmuş, keza özgün adı Second Thoughts] toplanan, ağırlıklı olarak 1950’li yıllara ait makaleleri psikotik düşünceyi enine boyuna araştırarak vardığı kuramsal ve teknik sonuçları sergileyen bir toplam. Bu açıdan da ayrıca önem taşıyor. Düşünme kuramına dair görüşleri de ilk olarak bu makalelerde dile gelmeye başlamış. Makaleler psikanalist Bion’un o dönem seansta nasıl çalıştığının örneklerini de sunuyor. Bion’un kuramı yıllar içinde psikanalizde yeni bir paradigma açan, başlı başına güçlü bir kuram olarak gelişmiş ve günümüzde giderek daha fazla ses getiriyormuş. Ve yeni kuşakları da etkiliyormuş. Bion ile tanışmak isteyenler için kitabı öneririm, özellikle de psikozları anlamak isteyenlere.

 W. R. Bion | Tereddütlü Düşünceler | çev. Nilüfer Erdem | 2017, 208 s.

5 Ocak 2026 Pazartesi

Smyrna Buluşmaları II

"Dili olsa da anlatsa..." deriz. Mekânlar, sokaklar, binalar, yapılar, yerler için. Neler yaşandığını hayal ederek ya da belki de kulaktan kulağa yayılan, yazılan hikâyelerinden duyarak.

Evet, mekânın konuşmasa bile anlatan bir dili var. Hatırlatan, unutturmayan. Ya ruhu, belleği? Meselâ neden bazı yollarda kendimizi daha iyi hissederiz? Neden bazı şehirler bize bir türlü yaramaz? Neden bazı evler soğuktur? Ya da Asklepion mesela. Bir iyileşme mekânı değil miydi, binlerce yıl önce? O antik tünellerin içindeki fısıltılardan devasa yapılara geldik günümüzde. Ya zihnimiz? Nasıl etkiliyor ve nasıl etkileniyoruz mekandan? Mekân biraz da bellek değil midir? Hatırlanan, unutulan, gönülen ve geri gelen.

Bir psikiyatri hastanesinin koridorlarından tarihin yazıldığı sokaklara, bir besteye ilham veren kaldırımlardan psikanalizin divanına, silinen tabelalardan yerleşim yerlerinin değiştirilen isimlerine, tedirgin olmaktan hasret çekmeye, velhasıl kültürden psikiyatriye mekânın ruhunu ele almak üzere ikinci buluşmamıza davet ediyoruz sizleri.

ψυχή’nin her daim memleketi, mekanı olmuş İzmir'de. 28 Şubat ve 1 Mart 2026 tarihlerinde Alsancak'ta, Fransız Kültür Merkezi'nde bir arada olmak dileğiyle.