PsikesoL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
PsikesoL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2018 Çarşamba

Psikolojinin psikolojisi


Toplumda giderek daha çok merak ve ilgi uyandıran “psikoloji” ile ilgili PsikesoL ekibinden psikologlarla görüştük. Aralarında üniversite öğrencilerinin de yer aldığı psikologlara eğitim süreçlerini, meslek hayatına geçişlerini, karşılaştıkları durumları, meslek örgütlerini, belirsizlikleri ve psikoloji bilimi ile sosyalizm mücadelesi arasındaki ilişkiyi sorduk.

Öncelikle kendinizi tanıtabilir misiniz?
PsikesoL içinde yer alan ve örgütlü siyaset yürüten psikoloji öğrencileri ve psikologlarız. Aramızda uzun yıllardır psikolog olarak çalışan arkadaşlarımız da var meslekte ilk yıllarında olan arkadaşlarımız da. Ve henüz mezun olmamış olan arkadaşlarımız da var. Psikoloji geniş bir alan. Bu nedenle çok farklı alanlarda çalışabiliyoruz. Kimimiz klinik alanda çalışırken akademiden, adliyelerden okullara, danışmanlık firmalarından özel eğitim merkezlerine kadar farklı yerlerdeyiz. Öğrenci olarak ise hem kamu üniversitelerinde hem de özel üniversitelerdeyiz.

Belki erken bir soru ama neden psikoloji?
Neden psikoloji çok derin bir soru. Ama kısaca şöyle açıklayabiliriz. Bir kere insana dair bir iş. Ve okurken kendimizi toplumsal alanın birçok kesimine dair geliştirebileceğimiz bir iş. Üniversite sınavı için tercih yaparken insan davranışlarını temel alan bir bilim dalında çalışmak çok heyecan verici geliyordu. Alandaki sıkıntılara rağmen hâlen de böyle düşünüyoruz.

Psikolojinin bir bilim dalı olarak ortaya çıkışı modern toplumun ortaya çıkışı ile ilintili. Dolayısıyla egemen kapitalist sistem modern toplumlarda bireyin ruh ve beden sağlığını olumsuz yönde etkileyen durumları bireyin kendisinin çözümleyebileceği bir olanak dahi sağlamayacak duruma gelmiştir. Toplumsal yaşamda mevcut durum bu haldeyken bireylerin kişisel ve toplumsal mücadelelerine destek sağlayan bir psikoloji bilimine ihtiyaç var. Ve bu ihtiyaç, olasılık bizi heyecanlandırıyor. Hem mesleki olarak hem de siyasi olarak.

8 Kasım 2017 Çarşamba

Psikopolitik: Kitleler, grup psikolojisi ve sınıf


Sevgili arkadaşlar, İzmir Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nde sekiz hafta boyunca yürüteceğimiz Psikopolitik Atölyesi'nin ilk oturumuna hoş geldiniz.

Sizlerin de farkında olduğu gibi dünya ve Türkiye ilginç bir dönemden geçiyor, geçti. Belki her dönem ilginçtir, sıra dışıdır. Ama herhalde son on yılın toplumlarda, toplumumuzda birçok ana gündemi salladığını kabul edebiliriz sanırım. Ve zaman zaman yer sarsıntılarına, depremlere de neden olan bu sallantılar hem bireysel hem de toplumsal zihnimizde de yankı buldu, buluyor.

Kimi zaman telaşlandık, kimi zaman felaketin içinde gibi hissettik, kimi zaman her şeyin bittiği düşüncelerine kapıldık, nadiren de olsa sevindik, ferahladık, mutlu olduk.

Bazen her şeyin geri dönülmeksizin bittiğini, geride kaldığını düşündük, bazen de geçmişi özledik ve istedik. Bazen de her ne olursa olsun bir an önce kurtulmak istedik.

Velhasıl hem kişisel olarak hem de toplumsal olarak zorlandık. Hem de Türkiye değişirken…

Türkiye ve dünya bir yerlerden geçip şimdi başka bir yere geldi. Bir ara savaş kapımıza dayandı. Mülteciler geçti önümüzden, izledik. Kapalı kapılar ve mutabakatlar ardında silahların susmasını bekledik. Ve Türkiye değişti.

Örneğin artık daha kentli bir toplumuz. Örneğin kentlerimiz artık daha kalabalık, daha beton, daha belirsiz. Olanaklar kadar karmaşa da arttı.

Örneğin artık daha eğitimli bir toplumuz. Özel okulların sayısı kamu okullarının sayısını geçti; paralı üniversite sıradan bir gerçeğe dönüştü. İmam hatip sayısı artarken din hanesini boş bırakmak yaygınlaştı.

İç dünyamız, sarsıntılar arasında sarsıntılarla birlikte var olmaya da alıştı. “Buna da şükür” derken yakaladık kendimizi ara ara. Ve belki de farkında değiliz; yırttığımızı düşündüğümüz bir savaşın tam da içindeyiz.

Velhasıl Türkiye değişti, toplum değişti.

Değişti ve Türkiye daha psikolojik bir toplum oldu.

İşte bu atölyede bu değişimi anlamaya çalışacağız. Bir ayağımız Marksizm’de kalacak, bir diğerini psikanalitik teoriye basmaya çalışacağız. 

27 Temmuz 2017 Perşembe

Psikiyatri (yeniden) politize mi oluyor?


Donald Trump'ın akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair sorular ve medyadaki tartışmalar üzerine Amerikan Psikiyatri Birliği Başkanı, etik olmadığı gerekçesiyle psikolog ya da psikiyatristlerden bu konuda değerlendirme yapmamalarını istemişti. Ancak geçtiğimiz günlerde Amerikan Psikanaliz Derneği'nin 3500 üyesine gönderdiği mail, psikiyatristler arasında yeni bir tartışma başlattı.

Geçtiğimiz günlerde Amerikan Psikanaliz Derneği yönetiminin yaklaşık 3500 üyesine attığı mail, Amerikan psikiyatristleri arasında tartışma yarattı.

Üyelere gönderilen mail, psikiyatristlerin politikacıların ruh sağlığı ile ilgili değerlendirme yapabileceklerini söylüyordu. Oysa yıllardır psikiyatristler arasında politikacılar hakkında yorum yapılamayacağına yönelik Goldwater adıyla bilinen bir kural işliyor.

Aslında tartışma Trump'ın başkan adaylığı döneminde başladı. Kamuoyundan gelen Trump'ın akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair sorular ve medyadaki tartışmalar üzerine APA (Amerikan Psikiyatri Birliği) Başkanı, etik olmadığı gerekçesiyle psikolog ya da psikiyatristlerden bu konuda değerlendirme yapmamalarını istemişti. Buna rağmen son dönemde psikiyatristlerin Trump'ın ruh sağlığının endişe verici olduğu yönündeki görüşlerini belirtmeleri ve Psikanaliz Derneği'nin üyelerine attığı mail tartışmayı büyütmüş gibi görünüyor.

Peki Amerikalı psikiyatristlere siyasal figürler hakkında yorum yapma yasağı getiren ve adı "Goldwater" olan bu kural ne zaman ve nasıl ortaya çıkmıştı?

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Sol, isyan ve madde kulanımı


“Yaşamın dozunu yükselt, örgütlen!” diyerek uyuşturucu madde kullanımıyla mücadele çağrısı yapan Türkiye Komünist Gençliği, gençler arasında giderek yaygınlaşan uyuşturucu kullanımına karşı  aynı başlıklı bir de açıklama yayınladı. Uyuşturucunun “Egemen sınıfların gençleri esir almak için kullandığı bir araç” olduğunu belirten bu çağrıyı ve Türkiye'de madde kullanımının bulaşık olduğu muhalif kültürü PsikesoL Kolektifi ile konuştuk.

Madde kullanımı ve bağımlılığı Türkiye için bir sorun mu?
Evet, hem de ciddi bir sorun. Ama durumu hepimiz hafife alıyoruz. Uyuşturucu ile mücadele devletli bir iş olarak görüldüğü için Türkiye solu daha da hafife alıyor. Geçen yıl darbeden önce cezaevlerindeki hükümlülerin üçte biri uyuşturucu madde ile ilgili suçlardan yatıyordu örneğin. Madde kullanım yaşı ise sürekli düşüyor. Arkadaşlarımızın İzmir’de yakın zamanda yaptığı bir araştırma son altı yıl içinde esrar kullanımının dört kat arttığını gösterdi. Devletin rakamları da benzer bir eğilimi gösteriyor: Madde kullanımı özellikle genç nüfus içinde son on yılda azalmadı, arttı.

Bunlar elbette ki buzdağının görünen yüzü. Bu iş sadece bir grup gencin içine düştüğü bir tuzak falan değil. Ciddi bir sektör, kolay yoldan para kazandıran bir iş. Ama toplumsal boyutta çürüten, asalaklaştıran, insanı kendine yabancılaştıran bir süreç. Sağlığa zararlı ama diğer yandan kapitalizm için de kârlı bir düzenek.

Peki, madde kullanımı neden bir sorun? Mesela beyni nasıl etkiliyor uyuşturucu maddeler?
Uyuşturucu maddeler beynin ödül yollarını uyaran maddeler. Ödül yolağı yiyecek, içecek, seks gibi doğal yollarla aktive olduğunda biz haz deneyimliyoruz. İnsanlık yüzyıllar içinde bu yolağı değişik maddelerle uyarmanın yollarını buldu. Yaşamın ızdırabını geçici olarak rahatlatmaya çalıştılar ama kapitalizmle birlikte bir sanayi haline geldi bu. Aslında madde kullanımı meselesinin şeker ile ilişkimizin tarihinden pek bir farkı yok. 1800’lü yılların başında kişi başı yıllık tüketim bir çay kaşığı kadar iken şimdilerde bu rakam neredeyse bir çuval kadar. Uyuşturucu maddeler de böyle. Kaygıyı azaltmak, günlük hayatın içinde ulaşılmayan haz ve doyuma kısa yoldan ulaşmak için kullanılıyor bu maddeler. Ama tek bir kullanımları bile beyindeki ödül yolağını başka hiçbir doğal yöntemle uyarılamayacak kadar etkiliyor.

Ve sonra beyin değişiyor. Hücre düzeyinde dahi değişiyor. Hatta molekül düzeyinde değişiyor. Hızlı, anlık ve güçlü doyumların yanında uzun vadeli her şey gözden düşüyor; sorumluluklar, emek verme ve insani hedefler gibi! Üretime değil tüketime yöneltiyor. Kullanan kişi aynı hazzı, aynı rahatlamayı özlemeye, istemeye başlıyor. Ve kişi günlük hayatını sürdürmekte zorlandığı bir yoksunluk durumuna doğru yuvarlanıp gidiyor. Keyif ya da haz için başlanan madde, bir süre sonra kendi yarattığı krizin giderilmesi için aranan bir maddeye dönüşüyor.