Sanatsal yaratıcılık bir anlamda büyücülükse eğer, Robert Wyatt da 1960'lar İngiliz rock camiasının en ışıltılı büyücülerinden birisiydi. O dönem, müzikte sınırları zorlayanların dönemiydi ve bir avuç insan hep beraber, sınırları sürekli olarak daha ileriye götürüyorlardı. Wyatt’ın vurmalılarının başında oturduğu Soft Machine grubu, Pink Floyd’la birlikte 60ların İngiliz psychedelic rock müziğinin daha derinlikli bir içerik kazanmasını sağlamıştı.
Ama sonra 1970'ler gelince, bir önceki on yılın arayışlarını silip süpüren bir tutuculuk belirleyici olduğunda tüm büyücüler birden kırpılıp biçilen yıldızlara dönüştü. Wyatt’a ise hem arayışları hem de hayat bambaşka bir yol açtı. 1973’te bir parti sırasında üçüncü kattan düştü ve o kazadan sonra hayat boyu eşlikçisine dönüşen tekerlekli sandalyesiyle buluştu.



