Psikiyatri tarihi sadece piyasacı işlerden ibaret değil. “Halkçı” bir tarihi de var psikiyatrinin. Hem de öyle böyle değil. Bayağı derin ve de etkili. Geniş halk kesimleri için yapılmış birçok psikoterapi girişimi var. Düzene uyumlulaştıran, acıları katlanır kılan değil, boyun eğmemeye anlam kazandıran.
Susam Sokağı belki tam olarak psikoterapi sayılmayabilir, bir televizyon programı olduğu için. Ama arkasındaki hikâye tam da “Halk için psikoterapi nasıl olabilir?” sorusuna yanıt veriyor. Şöyle ki.
Nisan 1968’de Martin Luther King öldürülür ve öldürülmesi Amerika’nın siyahî nüfusunda derin bir yasa, aynı anlama gelmek üzere de siyahların hakları için süren mücadelede bir farklılaşmaya yol açar. King’in öldürülmesi artık herkes için, yani mücadeleden uzak duran siyahlar için de ayağa kalkma çağrısı olur. Bunlar arasında tabii ki psikiyatristler de vardır.
O dönemde siyahî psikiyatristler Amerikan psikiyatrisinin içinde neredeyse hiç temsil edilmemektedir. Dile getirilmeyen bir ayrımcılık süregitmektedir. Bir grup psikiyatrist ise bu duruma tepki gösterir ve “Amerika’nın Siyahî Psikiyatristeri” adıyla bir araya gelirler. King’in öldürüldüğü günlerde Amerikan psikiyatrisi içindeki örtük ırkçılığı ve bu yetersiz temsili dile getirmeye karar verirler.


