14 Nisan 2019 Pazar

Akli Denge


Tabii ki gerekli. Ama şart değil. Yani yaşamak için. Öte yandan akli dengenin keyifli, doyumlu yaşamak için şart olup olmadığı belki tartışılır ama gerekli olduğu da açık.

Gerçi keyif, günümüz koşullarında tam bir dayatmaya dönüştü. Haz, keyif, doyum ertelenemez, olmazsa olmaz bir gerekliliğe dönüştü. Bunu da atlamamak lazım. Daha doğrusu yaşamayı sadece bunlar üzerine kurma tuzağına düşmemek lazım. Ama akli denge yine de olsa iyi olur diyelim ve bunun bireysel değil toplumsal bir iş olduğunu da belirtip geçelim.

Tabii bu devirde dengeyi tutturmak kolay değil. Mesela kızına ne olduğunun yanıtını arayan bir babanın akıl sağlığı konu edilmişken dengeyi tutturmak zor. Hem meslekteniz, az çok biliriz. Akıl sağlığını tespit etmek için psikiyatriye danışılır. Ve bir babanın aklı başında mı diye bilirkişilik yapmanın bin yolu vardır. Ama hassas konu. Akıl sağlığı söz konusu oldu mu elimizde endaze yok. Sadece aklımız var. Ve bir de yüreğimiz. İşte o yüreğin de terazisini şaşırtmamak lazım. Dengeyi şaşırtanlara da kanmamak lazım. Dengeyi şaşırtanlar ise malum, çok var.

10 Nisan 2019 Çarşamba

Esrar ve psikoz ilişkisi açık değil mi?


Türkiye’nin de gündemine farklı şekillerde sık sık giren esrar "zararsız" olarak görülebiliyor. Hâlbuki şizofreni gibi psikotik bozukluklara yol açabildiği iyi biliniyor. Yakın zamanda Brezilya’dan Hollanda’ya farklı ülkelerde yapılan bir araştırma, günlük esrar kullanımının psikotik bozukluk riskini üç kat arttırdığına işaret ediyor. Bu risk "yüksek etkili esrar" kullananlarda daha belirgin: Yüksek etkili esrar kullanımı psikoz riskini beş kat arttırıyor!

Esrar Türkiye’nin gündemine sık sık giriyor. Geçtiğimiz yıllarda Jamaika, Bonzai gibi sentetik türlerinin kullanımına bağlı gündem olan esrar, yakın zamanda tıbbi amaçlı ekimi için gündeme geldi. Samsun’un Vezirköprü ilçesinde ekimi planlanan ve 10 milyar dolarlık bir cironun hedeflendiği düzenlemenin gündeme gelmesinden sonra ise esrarla ilgili “çok da zararlı olmadığı”na yönelik haberler çıkmaya başladı. Ancak araştırmalar aksini söylüyor. Esrar kullanımı çeşitli psikiyatrik sorunları beraberinde getiriyor. Özellikle de psikotik bozuklukları.

Psikoz, gerçeği değerlendirmenin bozulduğu psikiyatrik bir durumdur. Şüphelenme, alınma gibi düşünceler (sanrılar) ya da olmayan sesler duyma gibi algılar (varsanılar) ortaya çıkabilir. Psikoz geçici olabileceği gibi şizofreni gibi uzun süreli bir psikotik bozukluğun parçası da olabilir. Esrarın psikozu tetiklediği ise 19. yüzyıldan beri biliniyor. Kullanımı sırasında ya da daha sonrasında sanrılara ya da varsanılara yol açabiliyor. Bu nedenle şizofreni gibi kalıcı psikotik bozukluklara neden olabiliyor.

Esrar özellikle genç kuşak arasında merak edilebiliyor; ancak özellikle uzun süreli kullanımında şizofreni riskini arttırıyor. Öte yandan esrarın beyindeki nörokimyasal etkileri içeriğindeki tetrahidrokannobinol (THC) isimli bir başka kimyasal maddeye bağlı.

Bu madde hem esrarın “keyif verici” etkilerini ortaya çıkarıyor hem de psikozu. Araştırmalar son yıllarda üretilen esrarların içindeki tetrahidrokannobinol (THC) oranının giderek arttığına dikkat çekiyor. 1970’lerde yüzde 5 olan bu oran yakın zamanlarda yüzde 20’lere kadar arttığına işaret ediyor. Bu artış ise hem kullanan kişinin daha çok “keyif” almasına hem daha fazla bağımlı olmasına hem de psikoz için daha fazla risk altına girmesine neden oluyor.

Psikoz risk artışı ise bu tür yüksek potensli esrarlarda daha belirgin. Esrarın içindeki THC maddesi arttıkça şizofreni gibi psikotik bozukluklar daha çok görülüyor. Ancak bugüne kadar esrar kullanımının farklı toplumlardaki psikotik bozukluk sıklığını nasıl etkilediği bilinmiyordu. İşte Lancet Psychiatry'de yayımlanan yeni araştırma bu soruya yanıt veriyor.


6 Nisan 2019 Cumartesi

Mark Hollis ya da The Art of Disappearing Completely


Bazen önyargılı olmak bazı şeyleri ıskalamaya neden oluyor ne yazık ki!

Çok değil, birkaç ay önceydi. Guardian ve diğer İngiliz haber kanallarında 64 yaşında hayatını kaybeden bir müzisyenden bahsediliyordu. Adını hiç duymamıştım. Önemli birisi olmalıydı çünkü hem ölüm haberi sürmanşetten veriliyordu hem de hakkında ardı ardına yazılar çıkıyordu. Anlaşılan İngilizler için önemli birisiydi. Ama haberlerde “pop grubu Talk Talk’un solisti” diye geçtiğinden gözucuyla şöyle bir bakıp geçmiştim. Sıkıcı İngiliz pop müziğinin bir başka starıydı belli ki!

Aradan haftalar geçti. Kış geride kaldı. Hatta seçimler geride kaldı. Herkes bahar havasına girdi. Isıtan bir güneş gibisi yoktur. Hele de uzun bir kışın ardından geliyorsa. Bendeki kış devam etse de yağmurlar, tekrar yağmurlar ve de dinmeyen ayazlardan sonra olup bitenler değil ama güneş iyi gelmişti.

Böylesi güneşli günlerde yollarda olmayı seviyorum. Bir de Radyo 3'te ya da Radyo Defteris'te (Radyo 3'ün Yunan versiyonu; kendisini geçtiğimiz yıllarda Radyo 3'ün içine edildiği günlerde keşfetmiştim) güzel müziklere denk gelmeyi. Gündüz vakti herkes hayat telaşının içine düşmüşken başka alemlere kısa bir gidiş-dönüş imkânı sağladığı için. Mesela geçen aylarda yine böyle bir öğle vakti Mohsen Namjoo'ya denk gelmiştim Radyo 3'te. Tabii ki o zaman deli yağmurlar vardı. Deniz kenarına çekip arabayı Zolf 2'yi dinlemiştim, çarpılmış gibi. Ve geçen haftalarda da acayip bir albüme denk gelmiştim: Jin Jin/Firefly. Bob Brozman ve Takashi Hirayasu'nun.

Neyse, bunlara sonra geleceğim. Aklımda. Ama şimdi bir kaç gün öncesinin güneşli öğle arasında döneyim.