15 Mayıs 2019 Çarşamba

Emperyalizmin savaş makinesi yine çalışıyordu!"


İçinden geçtiğimiz günler birçok tarihsel olayın 100'üncü yıl dönümüne denk geliyor. Aslında bir süre önce başladık bu tarihsel yıl dönümlerini yaşamaya: Ekim Devrimi, I. Dünya Savaşı’nın sona ermesi, Komintern'in kurulması... Tüm bu tarihsel sürecin içinde Türkiye için öne çıkan dönüm noktaları da var. Bunlar arasında hiç kuşkusuz 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgal edilmesi ve 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı da yer alıyor. Yunan işgalini, emperyalizmi, cumhuriyetin kuruluşuna gidecek olan mücadeleyi ve burjuva ideolojisinin yansımalarını Prof. Dr. Engin Berber ile konuştuk.*

Bir süredir hazırlığını yaptığınız bir serginin ilk gününe denk geldi söyleşimiz: “İşgalden Kurtuluşa Milli Mücadele” sergisi. Nasıl şekillendi bu sergi?
Böyle bir sergi yapma düşüncesi bir yıldır vardı. İşgal, 15 Mayıs 1919’da İzmir’den başladı ve 9 Eylül 1922’de İzmir’de sonlandı diyebiliriz. Yunanistan askerlerinin Anadolu’dan çekildiği tarih aslında 18 Eylül ama İzmir’in kurtuluşu bir sembole dönüştü. Bu nedenle bir dönüm noktası olarak anılıyor. O dönemde İzmir hakikaten de Anadolu’nun göz bebeği. Aslında İzmir’den önce işgale uğrayan, hem de haksız ve hukuksuz işgale uğrayan başka yerleşim yerleri de vardı: Mesela Musul işgal edilmişti, İskenderun işgal edilmişti ama bu kentlerin işgal edilmesi toplumsal bir karşı çıkışa, toplumsal bir direnişe neden olmamıştı.

İzmir’in işgali ise bütün Türkiye’de çok derinden bir acı olarak hissediliyor ve önemli bir tepkiyi de tetikliyor. Mesela Erzurum ve kazalarından onlarca telgraf gitmiş saraya, “Biz bu işgali kabullenmiyoruz!” diye. Orada bile bu işgalin acısı çok derinden duyumsanmış. İzmir farklı o anlamda: Anadolu’nun göz bebeği ve ihracat iskelesi.

İzmir’in işgali ayrıksı duruyor yani, öyle mi?
Kesinlikle. İzmir’in işgal edilmesi milli mücadele fişeğini ateşleyen en önemli konulardan bir tanesidir. O nedenle, zaten bir süredir Anadolu’ya geçmeyi düşünen Mustafa Kemal seyahatini çabuklaştırıyor ve işgalden sadece dört gün sonra Samsun’a çıkıyor. O süreci biliyorsunuz: önce yerel kongreler sonra oradan 23 Nisan 1920’de açılan ve mücadeleyi meşru kılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşu. Ondan sonraki süreçte de mücadele zaten daha ziyade Batı Cephesi’nde, emperyalizmin taşeronu olan Yunan ordusuna karşı veriliyor.

Bu nedenlerle işgalin ve kurtuluşun şehrinde, İzmir’de, 100'üncü yılı anlamlı bir kültürel etkinlikle anmamak gerçekten büyük bir eksiklik olurdu. Bunu düşündüğümüz için bir yıldır ilgili kurumlar nezdinde bir takım girişimlerde bulunduk. Serginin küratörlüğü bana ve düzenlemesi Hür Efe Müzecilik’e aittir ama Askeri Müze, İnönü Vakfı, TBMM Kütüphanesi, Balıkesir Kent Müzesi ve özellikle Konak Belediyesi’nin de çok önemli katkıları oldu. Zaten aslında İzmir diyoruz ama işgal Konak’ta başladı ve Konak’ta da bitti.

5 Mayıs 2019 Pazar

Afyon Savaşları devam ediyor!


Hem de daha şiddetli olarak. Ama bu sefer coğrafyası farklı. Afyon, Çin’i değil Amerika’yı teslim alıyor. Hatta aldı bile.

Tarihteki en meşhur Afyon Savaşı 19. yüzyıla ait. İngiliz emperyalizmi Çin’i afyonla fethetmiş. Piyasa ekonomisi yani kapitalizm afyonla, savaşlarla girmiş Çin’e. Tıpkı İspanyolların Amerika’yı ateş suyu ile fethetmeleri gibi. Yıkım, yağma ve talan ancak kafayı buldurarak mümkün olmuş! İki ayrı yüzyılda, iki emperyalist güç acımasızlık ve gözü karalıkta sınır tanımamışlar. Ama aralarında tabii ki önemli bir fark var: İngilizler tüm Çin’i afyona boğarken pazarı da gözetmişler. Çin’e afyonla “serbest ticareti” dayatmışlar. Bir dönemin parlayan yıldızı HSBC mesela böyle doğmuş: Hong-Kong’da afyon ticaretini ve tabii ki diğer tüm ticareti finanse etmek ve denetlemek için.

Afyon, alkol, esrar kapitalizm için hep önemli olmuş. Daha doğrusu kapitalizmle birlikte önemli olmuşlar. Kapitalizm yüzyılların bu “doğal” maddelerine yeni bir yer vermiş. Pazara çıkarmış. Ve tarihin garip bir cilvesi, Afyon adını bir il için kullanmak da Osmanlı’dan cumhuriyete Türkiye kapitalizmine nasip olmuş. Bizim tarihimizin de bir parçası olmuş afyon.

Bu gelincik ya da lale görünümlü, rengârenk bitki, çorak İç Anadolu toprağına yoksul köylünün bin yıllarca tutunabilmesini sağlamış: Sapıyla, samanıyla, yağıyla ve özütüyle. Sonra emperyalizm ile Türkiye kapitalizmi arasındaki gerilim başlıklarından birisi haline bile gelmiş. Amerikan iç siyasetinde Afyon’daki afyon ekimi uzun uzun konuşulmuş. 1970’lerde. Gerisini bilen bilir: yasaklamalar, kısıtlamalar İç Anadolu köylüsünün elinden bir başka geçim kaynağını almış (Bu arada, alabildiğine uzanan afyon tarlası hiç görmediyseniz mutlaka görün derim. Özellikle çiçek açtığında. Rengarenk bir deniz gibidir. Alabildiğine uzanır.)

2 Mayıs 2019 Perşembe

Türkiye'de Uyuşturucu Sorunu: Neden Büyüyor, Nasıl Önlenecek?


Türkiye'de uyuşturucu madde kullanımı giderek artıyor. Bu artışın yansımaları hemen her gün farklı başlıklarda toplumsal gündeme de giriyor. Sağlık Bakanlığı verileri son 15 yıl içinde madde bağımlılığı ile ilgili tıbbi yardım arayışında bir artış olduğuna, özellikle 20-35 yaş arası genç nüfusta kullanımın dikkat çekici boyutlarda arttığına işaret ediyor. Adalet Bakanlığı tarafından yürütülen denetimli serbestlik uygulaması gibi uygulamalarda ise dosya sayısı azalmak bir yana sürekli artıyor.

Geçtiğimiz yıllarda ise Türkiye, “Bonzai, Jamaika” gibi adlarla bilinen sentetik kannabinoid salgını ile karşı karşıya kaldı. Bu sentetik maddelerin kullanımına bağlı ortaya çıkan dramatik tablolar ise gerek medyanın gerekse geniş toplumsal kesimlerin konuya olan ilgisini artırdı. Esrar, eroin, ekstazi, bali gibi maddelerin toplumda, özellikle de gençler arasında kullanımının artıp artmadığı yeniden ve de yeniden tartışılıyor.

Ancak uyuşturucu gerek haberlerde, gerek kamu uygulamalarında gerekse toplumsal gündemde bireysel bir sorun olarak ele alınıyor. Kapitalizm ve giderek büyüyen uyuşturucu madde pazarı arasındaki ilişki pek irdelenmiyor. Emperyalizm ise iç siyaset malzemesi olunca akla geliyor.

Bilim ve Aydınlanma Akademisi uyuşturucu madde ile ilgili tartışmalardaki temel eksikliklerden yola çıkarak bir rapor hazırladı: "Türkiye'de Uyuşturucu Sorunu – Neden Büyüyor? Nasıl Önlenecek” başlığıyla yayımlanan rapor, sorunu tarihsel materyalist bir çerçeveden ele alıyor ve Türkiye'ye dair güncel verileri de içeriyor. Öte yandan uyuşturucu madde ile ilgili çok temel tartışmalara dair işçi sınıfı bakışının geliştirilmesi için önemli katkılarda bulunuyor. Zira bu alanda, hem Türkiye’de hem de tüm dünyada burjuva ideolojisinin ciddi bir ağırlığı bulunuyor. Rapor da bu ideolojiye karşı aslında bayrak açmış durumda.

Raporda ele alınan bazı tartışmalı başlıklar arasında “Tüm bu tartışmalar ve açıklamalar toplumda uyuşturucu madde kullanımının arttığına mı işaret ediyor? Eğer bir artış varsa tüm toplum eşit olarak mı etkileniyor yoksa Türkiye’de madde kullanımı sınıfsal bir görünüm mü sergiliyor? Kapitalizm ve kapitalist devletler neden uyuşturucu sorununu çözemiyor? Madde kullanımı işçi sınıfı arasında neden yaygın? Burjuvazi için uyuşturucu madde ne ifade ediyor? Madde sorunun panzehiri olarak sosyalist bir topluma doğru örgütlenmek” yer alıyor.

Rapor, Bilim ve Aydınlanma Akademisi çatısı altında faaliyet yürüten üç bilim alanı tarafından hazırlandı. Sinirsel Mekanizmalar ve Beyin, Toplum Sağlığını Geliştirme ve Koruma, Kolektif Yaşamı Kurgulama bilim alanları tarihten psikiyatriye, sinirbilimden hukuka farklı alanları harmanlayarak rapor için çalıştılar. Rapor ayrıca Mayıs ayı içinde Ankara, İstanbul, İzmir ve Eskişehir'de yapılacak olan bilim ve aydınlanma konferansları kapsamında da ele alınacak. Aralık ayında ise daha geniş kapsamlı olarak Sosyalist Gelecek ve Planlama Sempozyumu'nda tartışılacak.

Rapora http://bilimveaydinlanma.org/tag/rapor/ adresinden ulaşılabiliyor.