8 Mayıs 2017 Pazartesi

kofiakofo | bir şairin mesajları


Nasıl denk geldi tam olarak hatırlamıyorum şimdi. Ama sanırım Şubat ortalarıydı. Ya da belki de Mart başı. Tam bilemiyorum işte. Ama soğuktu havalar ve saatlerin geri alınması ya da alınmaması garabeti nedeniyle hava aydınlanmadan uyanılan zamanlardı. 

Sanırım Soundcloud, öylece, rastgele kendi kendine çalarken denk geldim kofiakofo'nun İsmet Özel remikslerine. Denk geldim ve tam anlamıyla vuruldum. Şiir, dizeler, İsmet Özel'in ilk kez duyduğum sesi, İsmet Özel'in ilk kez duyduğum dizeleri ve beat, rap, hip-hop. Hem de nasıl uyumlu beatler! Şiirleri başkalaştıran düzenlemeler. Ya da sanki İsmet Özel bazı şiirlerini (hatta hepsini) o zamanlar henüz bestelemediği şarkılar, melodiler için yazmıştı da gün gelmiş ve şiirler ritimlerine kavuşmuştu. İlk olarak "ils sont eux" ve sonra diğerleri: "Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar", "Evet, İsyan", "Seni Olan Yenilgi", "Bakır Tenli Yapraklar".

kofiakofo tarafından yapılan düzenlemeler (edit) hepsi olmamakla birlikte çok etkiledi beni. Günlerce yeniden ve yeniden dinledim bu düzenlemeleri. Vakur, kendi halinde ve adanmış bir uğraş olarak gördüm, yaptığı düzenlemeleri. Evet, hepsi hoş değildi. Seçilen beatlerin hepsi akıp gitmekte olan dizelere çok uygun değildi. Bazıları fazla ağdalıydı; belki de şiirdeki ağdayı da yansıtıyordu. Çünkü İsmet Özel'in bazı şiirleri bir rap gibi sert, doğrudan, keskin ve darbeli iken bazıları ise yumuşak, mistik ve ağdalı. Ama kofiakofo'nun özellikle bazı şiirler için seçtiği beatler şiirin altını çiziyordu. Hem de bir daha bir daha. 

Öte yandan lise yıllarını İsmet Özel tartışarak ama hep uzak durarak (hem de yıllarca Özel'den uzak durarak) geçiren birisi için İsmet Özel'in tiyatral sesine, okuyuşuna denk gelmek, onunla böyle tanışmak da bir ayrı oldu. Aynı vakurluk, vazgeçmişlik, inanmışlık. Tuhaf ama etkileyici. Hani şunu düşünmeden edemedim: İslamla birlikte birçok şeyi elinin tersiyle itmese herşey olabilirdi Özel; mesela Haluk Bilginer'den daha etkili bir ses olabilirmiş (ve o reklemdan bu reklama koşabilirmiş). Ya da tüm şu şiir alemini bambaşka bir yere taşıyabilirmiş (ve o ödülden bu ödüle koşabilirmiş). İyi ki bunalara tenezzül etmemiş. En azından bu şiirlere gölge düşmemiş.

7 Mayıs 2017 Pazar

Kar Kokusu

"Bazen herşey anlamını yitiriyor. Yaşamak, yazmak... 
Düşünmek, iddia etmek, öne sürmek."

Laclau okuduğum bir zamandı. Çabucak sıkılmıştım yazdıklarından. Fazla teorizasyon ve tekrar vardı. Baştaki heyecanımı kısa sürede alıp gitmişti dili ve tarzı. Ve açıkçası sıradışı kariyeri. Devrim, strateji üzerine yazan birisi için fazla başarılı bir kariyeri vardı. İşe yarayacak olsa çoktan aforoz edilmiş olması gerekirdi. Bu nedenle okumaya ara vermiştim. 

Tam o sırada evde Kar Kokusu'nu buldum. Ahmet Ümit'in ilk romanı. TKP üzerine olduğu ve yazarının parti tarafından Moskova'ya gönderildiğini de bildiğim için kitabı hep okumak istemiştim. Ama fazla ünlü olması ve ekranlardaki reklamcı halleri nedeniyle hep uzak durmuştum Ümit'ten. Ama o kadar sıkılmıştım ki Türkiye'de partili mücadeleye dair az çok içeriden ve yakın bir şeyler okumak istedim ve artık öyle yapmadım. Böylec Laclau'dan Ahmet Ümit'e, 1980'lerin Ahmet Ümit'ine, TKP'sine geçmiş oldum. Başladım okumaya.

Bir yandan severek okuyorumdum kitabı. Komünistlere, partiye dair hem sevecen hem de bana yabancı bir eleştirellik vardı. Yöneticiler vardı bir kere ve hepsinin de ego gücü çok düşüktü. İnsan sürekli "kollektif ortamlar bireylere ne yapar?" sorusuyla karşılaşıyordu. Ama dilinde ara ara ortaya çıkan tanıdık tınıyı sevmiştim. İçten, adanmış, inanmış ve bir akıp giden bir su gibi.  

Kitabı okurken "Ahmet Ümit partili kalsa ne iyiymiş..." diye düşünürken de buldum kendimi. Çok üretken, yaratıcı, gözlem ve sentez gücü yüksek birisi olduğu belliydi. Ama muhtemelen daha o zaman "bu işlerden bir halt çıkmaz" demiş, o da belliydi.

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Yaz gelecek ama biz size kışlarımızı bırakacağız


Rahat olsun içiniz.
Bahar geldi en sonunda buralara da.
Bolluk geldi en sonunda buralara da.
Bereket, zenginlik...
Geldi en sonunda,
ne bedellerle,
ne bedellerle...

Ama olsun,
rahat olsun içiniz.