5 Mart 2019 Salı
Saatte 130, yılda 70.000 kişi
ABD'de eroin benzeri madde kullanımı patlaması yaşanıyor. Ülke içinde sık sık gündeme gelen bu sorun geçen yıl 70 binden fazla kişinin aşırı dozdan ölmesine neden oldu. Bu maddelerden kaynaklanan ölümlerin sayısı, aynı yıl trafik kazalarıyla gerçekleşen ölümleri geçiyor. Her yıl giderek artan rakamlara göre günde 130 Amerikalı eroin benzeri madde kullanımına bağlı hayatını kaybediyor.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) opiyat, yani morfin ya da eroin benzeri uyuşturucu madde kullanımının en yaygın olduğu ülkelerin başında geliyor. Son açıklanan rakamlar bu maddelerin kullanımının giderek tırmandığına işaret ediyor. Verilen rakamlara göre her 1 milyon Amerikalı’dan 50 bini opiyat benzeri uyuşturucu madde kullanıyor.
Bu maddeler sadece eroin gibi yasadışı maddelerde bulunmuyor. Opiyatlar aynı zamanda bazı reçeteli ağrı kesicilerde de yer alıyor. ABD’de yaşanan opiyat patlamasının önemli bir kısmı da bu ağrı kesicilere dayanıyor.
Bu kullanımla ilişkilenen ölümlerin sayısı da alarm verici düzeyi aşmış durumda. Çünkü 2017 yılının verilerine göre bu maddelerin kullanımı ile ilişkili ölümlerin sayısı yıllık 70 bini geçmiş durumda. Bu sayı bir yılda ABD’de trafik kazalarına bağlı oluşan ölümlerin sayısından çok daha fazla.
Opiyatın hem yasal hem yasadışı kullanımlarını içeren bu sayı, her geçen yıl artarak oldukça çarpıcı bir grafik sunuyor. 2017 yılındaki toplam ölüm sayısı 1999’dakilerin 6 katından fazla. Sadece bu yıla ait 70 bin 200 kişinin ölümü, önceki yıllarda aynı sebeple ölenlerin yüzde 68’den fazlasına karşılık geliyor. Bu miktar 2017 yılında, her gün 130 Amerikalı’nın opiyat yüksek dozundan öldüğü anlamına geliyor.
26 Şubat 2019 Salı
Epilogue or "I have always loved roads"*
I remember the eyes of the dog most. Strange, isn’t it? “Why”, I ask myself, “why?” The easy feeling of mercy and pity inside me are somewhat disturbing. Mercy has something scoundrel in it. And clemency provides pseudo-mastery. I think both should stay away from me, from us. However, photography also has those sides. It can deceive or can turn into authoritarian without anyone noticing. Isn’t it so? Photography makes it possible for you to become a comfortable witness. Very clear!
Through photography, and the other forms of art, you witness life without losing your mind. You may desire to see photographs, hear stories, and watch films which may (or not) comfort you. And those who seek comfort in life have more space. In the end, it depends on capital, power and willingness to be deceived. Art, too, is not free of such comfort and deception.
Eyes of the dog! Perhaps we see ourselves in those eyes, at that moment, in that gaze. Not perhaps! Certainly. We see the misused, battered human condition in the presence of this roamer of the streets with downcast eyebrows, ears or tail. It is for a reason that there is a saying for this condition: Keeping the chin up! If it has found its way into the language, know that, it has been in the subconscious for much longer. And nowadays, tell me if there is anyone who can keep the chin up!
6 Şubat 2019 Çarşamba
Biyolojik psikiyatri vaat ettiği yere neden varamadı?
Büyük vaatler hep büyük beklentilere yol açıyor. Biyolojik psikiyatrinin sorunu da burada diyebiliriz. Zihinsel işleyiş diyalektik ve madde olmadan anlaşılamıyor. Tarih içinde beyin ve zihin için bir çok farklı argüman dile getirildi: psikiyatrik hastalıklar, “ruhun kötülüğünden” (Aristoteles) ve “vücut salgılarının dengesizliğinden” (Galen) tutun otoerotik saplanma (Freud) ve egonun hiyerarşik durumunun zayıflığına (Jung) kadar birçok sebebe bağlandı.
1960'lara gelindiğinde ise tüm bu paradigmaların artık geride kaldığı düşünülmeye başlandı. Çünkü düşünceler, duygular ve davranışlarla beyindeki bazı moleküller arasında ilişki olduğu ortaya çıkmıştı. Psikiyatride biyolojik bakış tam da o günlerde ağırlığını arttırmaya başladı. Biyolojik psikiyatrinin, çeşitli psikiyatrik sıkıntılara moleküler düzeyde yanıtlar bulması bekleniyordu. Ama bu yanıtların çok az bir kısmına tanık olduk. Vaatler yerine getirilmekten halen uzak. Nörolojik birçok hastalık için önemli gelişmeler olmasına rağmen psikiyatrik birçok sorun için halen tam bir gelişme sağlanamadı.
Biyoloji, psikiyatriyi neredeyse yeniden yarattı: Geçtiğimiz 40 yılda bu bilim dalı, yani psikiyatri, doktorların, araştırmacıların ve toplumun psikiyatrik hastalıklar konusunda temel tüm yargılarını değiştirdi ve kendini de tam anlamıyla yeniden yarattı. Bu yeniden inşa ise psikiyatrinin tanısal başucu kılavuzu haline gelen “Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı” yani DSM’nin 1980’de geçirdiği bir revizyonda somutlandı: DSM’nin 1980 yılı baskısında psikolojik tüm açıklamalar dışarıda bırakıldı. Artık yeni bir sayfa açılmıştı.
Böylece bastırılmış çatışmalar hakkındaki zengin Freudiyen dil, yanlış ve yetersiz “annelik” konusundaki teorilerle birlikte ortadan kaldırıldı. Depresyon, panik, obsesif kompulsif bozukluk, bipolar bozukluk, şizofreni ve otizm gibi durumların hepsi birer semptomlar ve davranışlar dizisine dönüştü. Biyolojik yanları olduğu düşünülerek ama biyolojik yanları bir türlü olmayarak!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


