Gerçi bu devirde opera, balesi de olmaz ama bu hikaye modern dansa da hiç uymaz. Biliyorsun, biliyorum ki aslında eski bir hikaye bu hikaye.
Sandık sihirli. Ve ne yalan söyleyelim, güçlü bir iksiri var bu sihirin. Herkesi etkisi altına almasından, hayaller kurdurmasından belli. Ve kabul etmeliyim ki ben de hariç değil. Ne yazık ki!
Sandık sihirli olunca, cini de çok oluyor. Parlattıkça devasa, nobran ve hin cinleri saçılıyor ortalığa sandığın. Allem ediyor, kellem ediyor, hatta tüm bunlara bile gerek kalmıyor, kendisine bakan, yanaşan herkesi etkiliyor.
Sonra gelsin hayal kırıklıkları, dumur olmalar, kendinden geçmeler, ayılıp bayılmalar ve de feryatlar. İş öyle bir noktaya varıyor ki gerçekçi olmak lazım diye çıkılan yolda gerçekle bağın tümden koptuğu, her şeyin sıradan bir "-mış gibi olma hali" olduğu keşfediliyor. Ne güzel!
Tabii ki bir tür aydınlanma da yaşanıyor gerçekle yeniden temas tesis edilince. Tabii ki o gerçek de ne kadar gerçekse artık! Kendi dibini bile aydınlatmayan bir aydınlanma yaşanıyor hızlıca.
Ve sonra gelsin gerçeğin yeniden inşası, gelsin yeni hesaplar. O hesaplar ki kerametleri tüm bu sandık işinin temeli. Ama insan aklı bu, durmuyor ve ara sıra sormaya devam ediyor, kahretsin ki!


