Herkesin kendince mutlulukları ve yine herkesin kendince dertleri vardı. Ve elbette ki herkesin kendince çareleri de vardı var olmasına ama Trianna’nın doğusunda yaşayanların ayrı bir derdi vardı. Aslında ayrı demek yanıltıcı olurdu; çünkü birbirine benzemeyen ovaların, göllerin, denizlerin olduğu ülkenin bütün dertleri sanki derlenmiş toplanmıştı da doğuya, oralara yığılmıştı.
Dağlıktı oralar. Hem de nasıl! Dağların yamaçlarına tutunmuş köyler, hani dokunsan düştü düşecekti. Keçiler, katırlar, insanlar patikalardan geçer ve geçit vermez sarp kayalıkları, dik tepeleri bin bir zahmetlerle aşarlardı. Ve oraların insanları en çok belli bir yolu yürüdükten sonra tepeye vardıklarında güneye ve batıya doğru uzanıp giden düzlükleri seyretmeyi severlerdi. Yeri gelir bir kartal olurlar, yeri gelir bir güvercin, o düzlüklere doğru süzüldüklerini hayal ederlerdi; yaralı, bitkin ve ter içinde…


